Kapat !
 
 

Sudi Arabistan

Dünyanın en çok bilinen ve en çok adı anılan ülke neresidir diye sorulsa; cevap, herhalde Suudi Arabistan olurdu. Söz konusu ülke bu tanınmışlığını; gerek batı Avrupa’nın tamamı kadar yüzölçümüne sahip olmasına, gerek bu ülkede sadece yabancı işçi sayısının en az 5 milyon olmasına, gerek dünyanın tüm petrol rezervlerinin ¼’üne sahip olmasına ve bundan dolayı da dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olmasına borçludur.
Petrol o kadar bol ki, Arabistanlılar sondaj vurur, eğer su çıkarsa çok sevinirler, yok eğer petrol çıkarsa (ki muhtemelen öyle olacaktır!) dudak büküp kaderlerine küserler.
Bu yüzdendir ki içilebilir su, petrolden daha pahalıdır.
“Hac” görevimi yapmaya gittiğim Arabistan seyahatimi yazacağım.
Ancak İslâmi unsurları işlemeyeceğim zira dinî ritüeller hepinizin bildiği şeylerdir.
Her şeyden önce her yıl yaklaşık 10 milyon civarında (umre dâhil) hacı ağırlıyor.
Buna rağmen ülke’de bolluk hâkim.
Ne ararsanız bulabileceğiniz devasa marketler, alışveriş merkezleri, çarşılar, pazarlar bolca bulunuyor. En çok ilgimi çeken şeylerden birisi, coğrafyasının %95’lik kısmının yağmur almadığı taşlık ve çöllerle dolu olduğu bu ülkenin, sahip olduğu “Zemzem” suyunun bolluğu oldu. Gelen hacıların içtiği, giderken yanlarında bidonlarla götürdüğü “zemzem” suyu o kadar bol olmalı ki, yer altında handiyse orta ölçekli bir nehir akmalıdır. Üstelik bu nehir, yüzyıllardır aynı debi’de akıyor ve asla eksilmeyip tam tersine artıyor olması şartıyla!
İlgimi çeken başka bir şey ise; hacılar ancak Kurban bayramında hacı oldukları için, aynı anda milyonlarca insanın şehir merkezine 30 kilometre ileride olan Arafat’a taşınmasında oldu.
Öyle ki bu insanları taşıyan otobüsleri ardı ardına ekleseniz, İstanbul’a yol olacak kadar uzun olurdu. Binlerce otobüs o yollara nasıl sığar halen daha şaşırıyorum.
Evet, birçok önemli ülkelere çok daha fazla turist gidiyor, fakat onlar yıl içerisine yayıldığı için bir sorun teşkil etmiyor. Oysa burada, hepsi bir ay içinde başlayacak ve bitecek bir organizasyonu gerektiriyor.
O kadar insan bir şehrin içerisinde (Mekke) nasıl beslenir, nasıl su ihtiyaçları giderilir, nasıl barındırılır, nasıl temizlenmeleri sağlanır… Şaşılacak bu durumu Allah’ın yardımına bağlamaktan başka çarem kalmıyor doğrusu.
O kadar kalabalığa rağmen ufak tefek eksiklikler olsa da, her şey minvalinde seyredebiliyor.
Eğer bu kalabalık bir başka ülkede ilk kez meydana gelse, herhalde sonuç facia olurdu.
Ekmeğin, suyun, barınacak yerlerin karaborsaya düşmesi işten bile olmazdı.
İlgimi çeken diğer bir şey ise, Türkiye’den hacca giden birisinden yaklaşık 2.500 dolar para alınıyor. Bu paranın büyük bir kısmı Türk Hava Yollarına bilet bedeli olarak ödeniyor. Kalan kısmının bir parçası organizatörlere (diyanet işleri gibi) gidiyor.
Arabistan topraklarına indiğinizde çok az bir para ile ziyarete başlanmış oluyor.
Kalan bu az buçuk para ile siz en az bir ay yiyor, içiyor, barınıyor, arabalarla taşınıyor, hastaysanız bakılıyor… daha birçok türde masraflarınız oluyor.
Buna rağmen havaalanlarında başlayan ikramlar, Mekke girişlerinde, çıkışlarında, Medine giriş ve çıkışlarında size kumanya ve bolca içecek dağıtılıyor.
Arabistan devleti o kadar çok ikramda bulunuyor ki, siz başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz.
Yardımseverlerine de hayran oldum. Çünkü her gün birisi zekât niyetine veya hayır yapmak adına ücretsiz leziz yiyecekler dağıtıyor. Yerli halk, sizin kutsal mekânlardan dönüşlerinizde yollara tezgâh açıp, soğuk sular ve meyveler ikram ediyor.
Almama şansınız yok çünkü çok ısrar ediyorlar.
Adamların cömertliği çok tuhaf, örneğin bir lokantaya gittiniz, orada yemek yiyen başkalarına da selam verdiniz, sizi sofralarına buyur ediyorlar.
Bunu da öyle yapmacık falan değil, ciddi ciddi yapıyorlar.
Hayretlerim devam ediyor, Medine ziyaretimde Osmanlı’dan kalma tren istasyonunu gezdim.
Ecdadımız, Medine şehir merkezine birkaç kilometre kala peygamberimizin ruhu rahatsız olmasın diye raylara keçe döşemiş. Bu asil düşüncenin padişahlarına selâm olsun.
Doğrusu çok fazla sıcak olduğunu duyduğum için tereddüt etmiştim. Fakat o kadar sıcağa rağmen hiç bunalmadım. Bunun nedenini de nemli olmamasına yordum. Öyle ya, binlerce yıldır bu ülkede insanlar yaşıyordu, o halde hava koşulları çekilebilir demektir.
Eh, bende buna yaşayarak hak verdim.
Doğu kültürlerinde var olan hasletler onlarda da var, asla aceleci değiller.
Siz acele etseniz bile, “sabır” diye mukabelede bulunuyorlar.
Arabistan’ın en iyi yanı nedir diye bana sorsalar, cevabım; “günah işleme şansımın çok az olmasıdır” derdim. Sigara satmanın bile yasak olduğu ülkede, harama dair hiçbir şey görünmüyor. Dolayısıyla şeytana fazla seçenek kalmadığı için batıya doğru yöneliyor.
Belki de sırf bu yüzden bile bu ülkede yaşanabilir.