Macau

MACAU
Tıpkı Hong Kong gibi Çin Halk Cumhuriyetine bağlı özerk bir ülke olan Macau’dayım.
Hong Kong’dan feribotla geçtiğim bu ülkeciğin gümrük çıkışında genç bayanlar sizi, ellerinde çalıştıkları kumarhanelerin reklam posterleriyle karşılıyorlar.
Kumarhanelerin bol olduğu bu ülkede sizi bir an önce kumarhaneye sokmaya ve paranızı söğüşlemeye programlanmışlar.
400 yıldan fazla Portekiz kontrolünde olan bu minik ada ülkesi, 1999’da Çin’e devredildi.
600 bin civarında nüfusa sahip bu ülkenin en büyük özelliği Kumarhaneler Cehennemi(!) olmasıdır.
Gelir kaynakları ise daha çok kumardan oluşuyor. Kişi başı gelirleri 20 bin dolara ulaşıyor.
Her ne kadar Çin’e bağlı da olsalar, Çin vatandaşları bile buraya vizesiz giremiyorlar.
Las Vegas’tan sonra dünyanın en büyük kumarhaneleri bu ülkede faaliyetlerine devam ediyor.
Öyle oteller var ki dünyanın en büyük oteller sıralamasının ilk sıralarında yer alıyor.
Örneğin VENETIA’NIN her biri 70 metrekareden oluşan 3.000 den fazla odası var.
Tabi en ucuz odası en az 1.000 dolardan başlıyor.
İçinde yapay gökyüzünün bulunduğu devasa alışveriş merkezleri mevcut ve tabi dev kumarhanesi de…
Aklıma gelmişken; alışveriş merkezlerinde dünyaca ünlü birçok firma vardı. Fakat ne hikmetse bizim çok büyük firmalar bildiğimiz “Sarar”, “Kiğılı”, “Mavi” gibi firmalar yoktu.
Aslında gezdiğim birçok ülkede bizim firmalarımız yok.
Oysa bu firmalar güzel ve özel ürünler üretiyorken neden önemli mağazalarda yer edinemiyorlar ki?
Ya bizim zannettiğimiz kadar büyük firmalar değiller, ya dünyanın her yerinde olan “Adidas, Puma, Polo” gibi farklı ve kaliteli ürünler üretemiyorlar, ya da pazarlama kabiliyetleri yok!
Umalım ki onlarda Türkiye’yi dünyanın her yerinde temsil etsinler…
Neyse, devam edelim…
Sokaklarında bile sigara içmenin sorun olduğu bu ülkenin kumarhanesinde oyun oynarsanız sigara, içki, yemek ve her türlü konfor müşterilerine ücretsizce sağlanıyor.
Eh siz de bir zahmet kumar oynayacak ve bir zahmet soyulacaksınız.
Bu ülke aynı zamanda “kara para” aklama yeriymiş. Zaten kumarhaneler aklama için en uygun yerlerdir.
Şehir merkezini dolaştığımda Portekizlilerden kalma bir kilise yıkıntısı vardı (St. Paul katedrali).
Sadece ön cephesi kalmış olan bu yapı bana şunu düşündürdü; İngilizlerden başka sömürgeci olan Portekiz, Fransa, İspanya gibi ülkeler, gittikleri yerde misyonerlik faaliyetlerine daha fazla önem vermişler.
Oysa İngiltere fazla ibadethane veya misyonerlik yapmamış.
Onlar daha çok sömürme odaklı olarak bakmışlar ve bunu da başarmışlar tabi.
Ülkede çok değişik tarzda binalar ve kuleler var.
Bunların en önemlilerinden birisi “GRAND LISBOA” ve “MACAU KULESİ”.
Hatta bu Macau kulesinden Jumping atlayışları yapılıyor ki bırakın atlayanların, izleyenlerin bile yüreği ağzına geliyor.
Bu küçücük ülkeye her yıl yaklaşık 15 milyon turist gelirmiş.
Küçük bir ülke olduğu için alt ve üst yapı oldukça gelişmiş durumda.
Besin malzemelerinin tamamı ithal yoluyla sağlanan ülkenin kumarhanelerinden başka; elektronik aletler ve oyuncak imalathaneleri de hatırı sayılır derecede yaygındı.
Üç ada parçasından oluşan bu ülkenin adaları, uzun asma köprülerle birbirine bağlanmış durumda.
Hepi topu iki saatte gezebileceğiniz büyüklükte ancak.
Nüfusun %99’unu Çinliler ve yaklaşık 6.000 civarında da Portekiz asıllılar oluşturuyor.
İnsanların uzun ömürlü olduğu bu ülkede tarım yok denecek kadar azdı.
Çok pahalı olan bu ülkede fazla durmamın ekonomime zarar vereceği ortaya çıkınca, aynı hızlı feribotlarla Hong Kong’a geri döndüm.

 

Yorum Bölümü