Başyazı-Tarım Ticareti

ASLOLAN TARIM
İzlanda’da“Eyjafjallajokull” isimli yanardağın geçtiğimiz yıl Nisan ayında patladığını hepiniz hatırlarsınız.
Püskürttüğü dumanın tüm dünyaya verdiği zarar milyarlarca doları bulmuştu.
Öyle ki haftalarca Avrupa uçaklarını dahi kaldıramamıştı.
Uçak şirketleri iflas noktalarına kadar gelmişti.
Teknolojik üstünlüğe, olağan üstü buluşlara, devasa endüstriye ve birçok çözümlere sahip gelişmiş uluslar, basit bir yanardağın havaya saldığı dumanla mat olmuşlardı.
Bundan birkaç ay öncesinde ise teknolojinin beşiği Japonya’da deprem, ardından tsunami ve yine ardından nükleer santrallerde radyasyon sızıntısı olmuştu.
Bu ülkede teknoloji, depreme dayanıklı yapısı, erken uyarı sistemleri ve kendilerine güvenen bireyleri vardı.
Fakat sıradan ve bir defalığına oluşan tsunami’den dolayı binlerce insanın ölmesi-kayıp olması, güçlü evlerinin yerlerinden sökülüp atılmasına engel olunamamıştı.
Yine bundan dolayı bu afetin küresel maliyeti en az 200 milyar dolar olmuştu.
Bu olay bize doğanın halen daha güçlü olduğunu, her işin başının doğa olduğunu hatırlattı.
Daha da irdelersek doğa bugün alınan-satılan endüstriyel ve teknoloji harikası ürünleri, herhangi bir dumanla, bir depremle veya herhangi bir çevre felaketi ile her şeyi durdurabilecek azamettedir.
Neredeyse hayat akışına mola verdirecektir-verdirmektedir.
Fakat her şey böylesine dururken-durdurulurken beslenme ihtiyacı devam edecektir.
Etmediği zaman yaşam bitmiş olacaktır.
Sizin uçaklarınız uçamasa sadece gideceğiniz yere varamazsınız.
Otomobil üretemezseniz yürüyerek gider ve yükleri bedenlerinizle çekersiniz.
Borsalar ya da bilgisayar yazılımları sizi beslemeye yetmeyecektir.
Beslenme ise tarım ile olmaktadır.
Başka türlü üretim söz konusu değildir.
Protein ihtiyacımızı karşılayan et-süt-yumurta hayvanlar tarafından karşılanmakla beraber, söz konusu hayvanlarda en başta tarıma ihtiyaç duyacaklardır.
Dolayısıyla tarım olmadan hayvancılıkta olamayacaktır.
Deniz ürünleri-balıkları insanoğlunu beslemeye şu an bile yetmediğine göre beslenmeye çözüm olamayacaktır.
En başa dönüyoruz.
Endüstri, borsa, araç-edevat, bilgi, banka, altın, döviz, elmas daha doğrusu tarım olmayan her şey vazgeçilmez değildir ve değişkendir.
Sanal bir illüzyonist gösteriden ibarettir.
Bunların hiç birisi olmadan yaşanabilirken tarımsız insan neslinin devamı söz konusu bile değildir.
Bu yüzdende birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde TMO gibi kurumlar tarımın ve dolayısıyla beslenmenin önemli olduğu gerçeğiyle kurulmuştur.
Bu kurumlar maddi olarak her yıl zarar ettiği halde bu çalışma tarzına devam etmektedir-etmelidir.
Binlerce ton işlenmemiş gıda maddesini silolarında tutmakla ve ülke ihtiyacını dengelemek-takip etmekle yükümlüdür.
Askeriye dahi birçok aylık erzak stoklarını herhangi bir seferberlik durumlarına karşın ellerinde tutmaktadır-zorundadır.
Dünyada ticaret daha çok endüstrileşmeden dolayı gelişmeye başladığından bu yana, sık sık ekonomik krizler-buhranlar olmuştur.
Oysa hiçbir zaman tarım ürünleri ve bununla ilgili sektörler krize girmemiştir.
Tarım ürünleri fazlalığından buhranlar olmamıştır.
En fazla dünya ülkelerine tarım ürünlerinin adil dağıtılması-pazarlanması sağlanamamış olmasından lokal problemlerin dışında ciddi bir sorun meydana gelmemiştir.
Tarım sektörü her geçen yıl daha da önemli hale gelmektedir.
Daha 1900’lü yılların başında dünya nüfusu 2 milyar bile değildi. Oysa şu an 7 milyara dayandı.
2030 da 8 milyar olacağı öngörülen dünya nüfusu bu artışın yanı sıra beslenme problemlerini-ihtiyaçlarını da beraberinde getirecektir.
Bu da iki şeyi kutsal yapmaya devam edecektir. Tarım ürünleri ve bu ürünleri üreten Çiftçiler.
Bu realiteyi hiç kuşkusuz en iyi Amerika ve Avrupa gibi gelişmiş kıtalar kabul etmektedirler.
Bu tür gelişmiş ülkelerde çiftçiler baş tacıdır ve fevkalade ciddi oranlarda destekler almaktadırlar.
Yaptıkları sübvansiyonlarla çiftçilerinin ve dolayısıyla tarım ürünlerinin arzını sürekli olarak korumaya çalışmaktadırlar.
Bizim ülkemizde de tarım her geçen yıl gelişmekte ve tarımda çalışan insanlar çoğalmaktadır.
Tarım sektörümüz nüfusumuzun yaklaşık yüzde 24’üne istihdam sağlamaktadır.
Bir ülke için başlıca en önemli tarım ürünleri Buğday, Pirinç ve Şekerpancarıdır.
Ne yazık ki bu üç ürün arzu edilen seviyelerde üretilmemekte-ürettirilmemektedir.
Önceki yıllarda sık sık ekonomik krizlere giren ülkemizde IMF ve dünya bankalarının bu ürünlere karşı bazı metotlarla dayatmaları söz konusu olmuştu.
Söz konusu para babaları kurumlar özellikle şeker pancarı üretimini azaltılması yönünde telkin ve hatta yaptırımlarda bulunmuşlardı.
Şeker pancarı çok önemliydi.
Her şeyden önce tüm tarım ürünlerinin içerisinde en çok istihdam sağlayan ürün şeker pancarıdır.
(Bir dekarda yaklaşık 10 işçi çalışmak zorundadır!)
İnsanın yanı sıra çok ciddi bir hayvan yiyeceği sağlanan bu stratejik ürün maalesef karneye bağlanarak kotalarla sınırlandırılmış ve ürün azaltılmıştı. Sonrası yıllarda dünya da şeker fiyatları oldukça fazla yükselmiştir.
Buda daha fazla dövizle şeker ithal edildi demektir.
Şeker pancarı üretimi hayvan yemi ihtiyacını karşılamada da eksikliklere yol açmıştır.
Sonuç olarak bugün buradayız.
Et tedarikindeki sıkıntı son bir-iki yıldır dayanılmaz noktadadır. Tahammül sınırlarını ciddi manada taciz etmiştir-etmeye devam etmektedir.
İthalatla çözümler bir yere kadar olduğundan problem çözülmüş sayılmayacaktır.
Fiyatların halen daha düşmemesi de bu tezimizi savunur niteliktedir.
Yine buna benzer bir trajik sorunumuz da pirinçte yaşanmaktadır.
Terme ve Çarşamba ovaları pirinç üretirken Türkiye pirinç ihracatçısıydı.
Bu da ülkenin beslenme ihtiyacını karşılarken aynı zamanda ihracat yaparak döviz elde edilmesini de beraberinde getiriyordu.
Plansız, programsız, öngörüsüz üzerinde hiç kafa yormadan ve verilen maddi teşvikler bu bölgenin insanını fındığa yöneltmiştir.
Dağ-bayır, ekilebilir düztaban tarım arazileri kolay ürün olan fındığa yönelince bu olumlu tablo tam tersine aleyhimize dönmesini sağladı.
Şu an ülkemiz pirinç ithal eder duruma gelmiştir.
Yani beslenme de dışa bağımlı olmuşuz demektir.
Bu durum zaman zaman buğdayda da yaşanmaktadır.
Şekerpancarı hakeza aynı trajediyi sürekli olarak paylaşmaktadır.
Böylesi bir sonuç ise hiçte stratejik değildir.
Yine dünyada alternatif enerji kaynaklarına yönelimler olmasından dolayı bio yakıtların tarımdan elde edilmesi ağırlık ve ivme kazanmıştır.
Her geçen gün artan dünya nüfusuna rağmen sınırlı olan tarım arazileri bio yakıt elde edilebilmesi uğruna hoyratça işgal edilmektedir. Yakın gelecekte de maalesef bu soruna da ciddi bir çözüm, yaptırım da beklenmemektedir.
Sonuç olarak;
a-Bir ülkenin tarım alanında çok ciddi ve stratejik çalışmalar yapması, üreticileri bu doğrultuda kanalize etmesi kaçınılmazdır.
b-Dünyada tarım alanlarında ciddi bir daralma başlamış ve artarak devam ettiği gözden kaçırılmamalıdır.
c-Sürekli artan nüfus önceki gibi bir lokma bir hırka düsturu ile idare edebilecek türden anlayışa sahip değildir.
Bu durumda miktar olarak fazla, doğru ve isabetli ürünlerin üretilmesinin teşvik edilmesi gerektirmektedir.
d-Bir ülkeyi akıllı ve bakımlı beyinler sürükleyebilir. Buda en baştan protein ihtiyacı karşılanarak olabilmektedir.
En iyi çözümü de olması gerektiği kadar et-süt-yumurta üretiminin sağlanması ve yaygınlaştırılmasıdır.
Aksi halde AHMAK bir neslin yetişmesine çanak tutmuş olursunuz. Bu da o ulusun geri kalmasına ve sürekli hırpalanmasına yol açacaktır.
e-Ticaret erbabına büyük görevler düşmektedir. Özellikle tarım ve hayvancılık sektörüyle titizlikle ilgilenmelilerdir. Hükümetin tarım ve hayvancılık adına birçok hibe-yardım-destek türünde krediler ve sübvansiyonlarından azami ölçüde yararlanmalılardır.
Bu durum hem onların para kazanmasını sağlayacak ve hem de ülkemizin geleceğini inşa edeceklerdir.

 

Yorum Bölümü