Başyazı-Alışveriş Ve Tüketim Anlayışı

ALIŞVERİŞ VE TÜKETİM ANLAYIŞI
Herhalde tüm uluslarda ve tüm çağlarda Ticaret, alışveriş ve tüketim anlayışı kadar değişen bir olgu daha yoktur.
Kominler halinde yaşayan avcı-toplayıcı atalarımızdan devraldığımız ticaret ve tüketim tarzı günümüzdeki anlayışa kadar farklılaşıp durdu. Hiç kuşkusuzu bundan sonra da farklılaşmaya devam edecektir.
Geçmişte takas ile yapılan alışveriş tarzları paranın icat edilmesiyle değişimi sürdürdü.
Sonrasında paranın da tedavülden kalkıp kredi kartları ile alışverişe başladığımız bu günlere geldik.
Her meslek için özel çarşılar-pazarlar kuruluyordu. Kadınlar için bile özel kurulmuş olan Avratpazarı mazide kaldı.
Günümüz dünyasının alışveriş tapınakları artık AVM’ler oldu. (Büyük alışveriş merkezleri)
Avm’ler o kadar geliştirildi ki, giyim kuşamdan zücaciyeye kadar, yeme içmeden çocukların eğlenebilecekleri mekânlara kadar, otomobil satışlarından cep sinemalarına kadar her türlü ihtiyaca karşılık verebilen mekânlar her geçen gün gelişerek ve çoğalarak artmaya devam ediyor.
Oralara giden insanların birkaç saatlerinin nasıl geçtiğini anlayamaması herhalde çok doğal bir sonuç olsa gerekir.
Bu tür alışveriş merkezleri aynı zamanda küçük esnaflara, zanaatkârlara da artık hayat hakkının kalmadığının da bir göstergesidir.
Daha düne kadar omuzlarda sırıklarla sokaklarda, pazaryerlerinde ciğerciler ciğer ve sakatat satardı.
Şimdi ise şoklanmış ve süslü ambalajlarla pişmeye hazır “fresh” ürünler raftaki yerlerini aldılar.
Bir takım elbise bir terzi tarafından bir haftada ancak bitirilirken müşterilere sıra ve tarih verilirdi.
Oysa şimdi devasa konfeksiyon mağazalarında makinelerin homurtusu eşliğinde günde yüzlerce takım elbise ortaya çıkartılmaktadır.
Bakkallar kes-tart usulü ile ürün satarken şimdilerde her miktarda ve her cinste ürünler alışveriş sepetinize atılmak üzere rafta gözünüzün önüne konuşlandırılmış durumda sizleri beklemektedir.
Yakın geçmişte çocukluklarını yaşayabilenler şekere bulanmış elma (elmalı şeker), atom, pamuk şeker, kâğıt helva, macun veya akide şekeri gibi seçeneklerden birisine ulaştığı zaman mutluluğu tavan yapardı.
Oysa günümüzün çocukları şimdilerde binlerce çeşit gıda ve oyuncak türüne sahipler.
Kabzımallar sebze meyve getirir, celepler ise canlı hayvanları pazarda satardı.
Artık bunlar üretim tesislerinde, bahçelerde, soğuk hava depolarında ve en nihayetinde ise ambalajlarda hijyenik bir durumda tüketicinin beğenisine sunulmaktadır.
Öncelikle tüketim alanlarının ve ihtiyaç olan malların adını değiştirerek “değişime” başladık.
Pazaryerleri ve özel çarşıların adı artık AVM, technologycenter, plaza, bauhaus, mediamarkt, carrefoursa gibi özünde marka ismi de olsalar temsil ettikleri sektörlerle bütünleşmişlerdir. Örneğin bauhaus yapı araçları ve gereçleri firmasının adı iken “bauhaus” denilince akla söz konusu ürünler gelebilmektedir. (Selpak kâğıt mendil gibi…)
Ezine peyniri, Kars kaşar peyniri, Erzincan tulum peyniri, Kayseri basması, Çengelköy hıyarı, kanlıca yoğurdu gibi yöreye mahsus ürünlerimiz el üstünde tutulurdu.
Şimdi daha çok reklâmı bol olan, özellikle ithal olan, adı değişik bir şey olan ürünler tercih edilir oldu.
“Makarna” yazılı ambalajdaki makarna bize itici gelirken ve iğreti dururken “pastavilla”, “spagetti” isimliler taşıyan markalar tercih edilmektedir. Oysa onun içerisindeki de aynı makarnadır.
Pazaryerlerimizde demirhindi vb. gibi değişik şerbetler özel damacanalar ve tulumlarda satılmasının üzerinden çok zaman geçti. Bir defa kullanmalık depozitosuz teneke kutularda Coca cola favori içeceğimiz oldu.
Bol tereyağlı Bursa İskender kebabımızın yerini zeytin kırıklarıyla doldurulmuş pizzalar-hamburgerler aldı.
Milli yiyeceğimiz olan simitte bu değişimden nasibini aldı. Artık saraylarda satılıyor.
İsimleri değiştirmeye devam etmişiz. Göbek taşlı anlı şanlı tellaklarımızın hizmet verdiği hamamlarımızın yerini artık sauna, masaj salonu gibi adlar aldı. Tellaklarda “Masöz” oldular.
Alışveriş tarzlarına devletlerin bakışları da değişti, değişmek zorunda kaldı.
Örneğin daha düne kadar ithalat sıkı sıkıya denetlenip yerel üretici korunurdu. Şimdi tam tersine talep eden arzu ettiği her şeyi bulsun diye ithalat daha çok teşvik edilir oldu.
Narhları (Fiyatları) o mesleklerin-malların odaları belirlerken şimdi serbest piyasa olgusu bunun yerini aldı.
Daha düne kadar stokçuluk büyük suç iken şimdi ticaretin olmazsa olmazı haline geldi.
Bu tür aleyhte sonuçlar birçok sosyal, kültürel ve ekonomi anlayışımızı da derinden etkilemiştir.
En başta tüketim güdümüzü harekete geçirerek tatmin olmayacak bir minvale girmemiz sağlanmıştır.
O yüzdendir ki bir türlü tüketim noktasında doyuma ulaşamamakta ve sahip olduğumuz hiçbir metadan da zevk alamamaktayız.
Öyle ki, manyetolu telefonlarla iletişim kuramazken, kurduğumuz anda da kesintili olarak kurulmuş olan iletişime “Adana çık aradan” sözüyle müdahale etmek zorunda kaldığımız günlerden, görüntülü, fotoğraf makineli, internetli cep telefonlarına kavuşmuş olduk. Ama bu bile bizi tatmin etmemiş olsa gerekir ki yılda 3–4 telefon değiştirmek, tüketmek, harcamak zorunda kalabilmekteyiz.
Yine buna benzer şehir merkezlerinde araç sayısı en fazla 1 veya 2 adet iken ulaşımın maksimum sorun olduğu dönemlerden şimdilerde model beğenmemekte ve borç harç model yükseltmeye çalışmaktayız.
Bu ve bu tür tüketim anlayışları insani unsurlarımızı derinden etkilemiş günümüz uygar (!) dünyalıları benmerkezci bir noktaya getirmiştir. Tatmin olmayan egolara ürün yetiştirmekten başka manevi unsurlara vakit ayıramaz durumda cebelleşip durmaktayız.

 

Yorum Bölümü