Bir marslının yazdıkları

Gizlice Dünya’ya indim. Onların biçimine girerek aralarına karıştım. Gördüğüm şeyler müthişti. Üç milyar insan var Dünya’da; yarısı aç ve donsuz, yarısı tok ve haris. Henüz kendi meselelerini halledecek bir seviyeye ulaşamamışlar. Durmadan birbirlerini öldürmeyi düşünüyorlar. Akılları fikirleri:
– Ben ilk fırsatta şu kadar adamı öldürürüm.
– …
– Ben punduna getirirsem, bu kadar adamı yok ederim…
***
Bunun için olmadık silahlar yapmakla meşguller. Bir hesap ettim, birbirlerini öldürmek için harcadıkları parayla gücü; açlarla donsuzları doyurup giydirmeye harcasalar, pekâlâ mesut olacaklar. Vahşi oldukları için, bu kadarına kafaları yetmiyor.
Kim ne yaparsa, ötekine daha pahalıya satarak, açıktan menfaat sağlamaya uğraşıyor. Dertleri günleri, birbirlerine kazık atmak.
***
Arz’ı birtakım hudutlara bölmüşler, ortalarına bayraklar dikmişler, etrafına silahlı silahlı adamlar dizmişler. Nutuklar söylüyorlar, bağırıyorlar, çağırıyorlar. Ve hep başka bayrakların altındakileri kolluyorlar. Bir taraf hırladı mı, öteki taraf da hırlıyor. Sonra bu hırıltılara başka bölgelerdeki hırıltılar da karışıyor.
Size bunlar komik gelecek ama gerçek böyle…
***
Ayrıca aynı bayrağın altında toplananların da, birbirleriyle geçindikleri pek iddia edilemez. Bir avuç toprak ele geçirdiler mi:
– Bu benim, diye tepin tepin tepiniyorlar.
Zaten Dünya’da kıyametin başı buradan kopuyor:
– Bu benim.
– Hayır, benim.
***
Üstelik ömürleri de pek kısa. Yetmiş-seksen yıl ya yaşıyorlar, ya yaşamıyorlar. Öldükten sonra da Cennet yahut Cehennem diye bir yere gideceklerine inanıyorlar.
Hem hudutların içinde fert ferde, “bu benim” kavgası yapıyorlar; hem hudutları dışında topluca, “bu da benim” diye dolaşıyorlar. Daha olmazsa öldürüyorlar birbirlerini…
***
Bir çocuk yetiştirme usulleri var, havsala almaz. Çocukları taş binalara kapıyorlar:
– Atalarımız büyük adamlardı, herkesi keserlerdi, sen de onlar gibi herkesi kesmelisin, diye talim ettiriyorlar.
Çocuklar salağa dönmüşler. Hangi bölgenin çocuğuna sorsan:
– Benim atalarım ötekilerin atasından daha kuvvetliydi, deyip duruyor.
***
Nasıl olmuşsa olmuş, yanan bir su ile elektriği bulmuşlar. Bütün aletlerini onlarla çalıştırıyorlar. Bunun dışında, hiçbir teknik marifetleri yok. Henüz mikropları dahi yenememişler. Hele organik arızaları ameliyatla tedavi etmeye kalkıyorlar ki, bu da ne kadar vahşi olduklarını gösteriyor.
***
Kadınlar pek garip. Süsleniyorlar, püsleniyorlar ve nazlanıyorlar. Aşkı karışık bir problem haline getirmişler.
Bir kadınla bir erkeğin sevişmesi bir mesele Dünya’da… Şahitler aranıyor, imzalar atılıyor, hükümetler işe karışıyor.
Ayrılmalar daha da berbat. Gene şahitler, gene hükümet adamları…
***
Acayip acayip şarkılar söylüyorlar:
– Bu kadın neden benim olmuyor?
– Bu erkek bana bir daha sarılacak mı acaba, gibi…
***
Böylesine bir deliliği, imkânı yok tasavvur edemezsiniz.
Biri gizlice sevişmeye kalktı mı -hükümete haber vermeden sevişmek suç Dünya’da- polisler onları basıyorlar. Herkes biraz aşk hastası. Konuşmalarına kulak verin, yüzde doksanı sevişme üzerine…
Erkekler:
– Ben şu kadar kadın elde ettim, diyorlar.
Kadınlar:
– Beni herkes beğenir, diye övünüyorlar.
***
Arkasından kimin kiminle seviştiğini araştırıyorlar. Bunun için kitaplar yazıyorlar, resimler yapıyorlar, dedikodu uyduruyorlar. Vahşiliklerinin yanında; böyle de, bir delirmiş tarafları var.
Ayrıca küfürleri de aşk üzerine. Bir adam, bir adama kızdı mı:
– Ananı seveyim, diyor.
Öteki de ona:
– Ben senin ananı seveyim, diyor.
***
Bir iptidailik, bir rezalet, bir manyaklık, bir boğazlaşma… Kâinatta güneş sisteminin bir pisliği halinde Dünya… Acımak mı gerek, yoksa imha etmek mi gerek, bilemiyorum. Herhalde buralara gelmelerine asla müsaade etmemeli…