Tayland

TAYLAND
Onlara göre kışın ortası olan Ocak ayında gittiğim Tayland ülkesinin, yaz mevsimini düşünemiyorum.
Bu halde bile aşırı nem ve sıcaktan esmerleşerek döndüm.
“Şortsuz, gözlüksüz ve şapkasız çıkılmaz abi” modunda bir ülkeydi doğrusu.
Başlıca Phi Phi, James Bond adlı binlerce adaya sahip bu ülke bembeyaz kumsallara ve Türkuaz renkli denize sahip olduğu için 007 James Bond, The Beach, İn The Mood For Love gibi yüzlerce film çekimine ev sahipliği yapmış.
Doğa her daim o kadar yeşil ve o kadar enfes ki, buralardan daha iyi bir film platosu olamazmış doğrusu.
Sokaklarının cıvıl-cıvıl insanlarıyla dolu olduğu, seyyar satıcılarının paranız yoksa bile size bedava ürün verebildiği bu ülkeyi çok sevdim.
Sanki dünyada ne kadar minyon, sessiz, sakin, sinirsiz, acelesiz, telaşsız ve hoşgörülü insan varsa, hepsini toplamışlar “Tayland” diye bir ülke meydana getirmişlerdi.
Sıcak iklim olduğu için sokaklarında binlerce küçük motosikletler var. Herkes ya kendisinin ya da kiralanmış iki tekerlilerle yolculuklarına devam ediyorlardı.
Ekonomi genel anlamda tarıma dayanıyor ama bunun yanı sıra her yıl 20 milyonun üzerinde bir turiste de ev sahipliği yapıyorlar.
Ama maalesef uyuşturucu cehennemi olarak Hollanda, en çok sigara içilen yer olan Yunanistan, en çok içki tüketilen ülke Lüksemburg, kumar cehennemi de Las Vegas ve Macau gibi buranın özelliği de “Fuhuş” cehennemi olmasıdır. Turistlerin büyük bir kısmının sırf bu yüzden Tayland’ı ziyaret ettikleri biliniyor.
Nüfusunun 67 milyon olduğu ülkenin yüzölçümü 510 bin km karelerde.
%75’ini yerli Tai’lerin oluşturduğu ülkede Çinlilerde yaşıyor.
Başat din tabiî ki Budizm. Müslümanlık da %10’larla hatırı sayılı bir yere sahip.
Fillerin çok meşhur olduğu bu coğrafya ayrıca siyam kedisi, maymun, papağan gibi onlarca yabani hayvana da ev sahipliği yapıyor.
Balta girmemiş ormanlarında çok kıymetli olan “Tik” ağaçlarının yanı sıra birçok sanayilik ağaç çeşidi göğe doğru uzanmışlardı.
Hayatın çok ucuz olduğu bu ülkede onlarca çeşit meyve ve sebze bulabilirsiniz.
Envai çeşit soslarla hazırlanmış yemekler de oldukça ucuza satılıyor.
Başka ülkelerin lüks restoranlarda çok pahalı olan karides, ıstakoz ve renkli-renksiz onlarca balık çeşidi de aynı şekilde ucuz.
İlgimi çekti; uzak doğu denildiğinde aklıma hep tek tip insan çeşidi gelirdi, oysa buralarda 5 ülke dolaştım ve hiçbirisinin rengi, boyu, şekli, dili, dini, hayat tarzı-anlayışları birbirine asla benzemiyordu.
Örneğin Hong Kong ve Singapur milleti çalışma delisiyken, buranın insanında da tam tersine tembellik ağır basıyor.
O bölgede onlarca ülke daha var ki bu da bir o kadar çeşitliliği beraberinde getiriyor.
O halde; uzak doğu bir Afrika gibi, bir Avrupa gibi tek tornadan çıkmış halklar değiller.
Ayrıca yine ilgimi çekti; batıya doğru gittikçe (buna ABD dâhil) ceberut bir şekil almış disiplin anlayışı, sertlik yanlısı, haksızlığa meyletme, başkalarını sömürme, uyanıklık ve en önemlisi somurtkan tavırlar-yüz ifadeleri artmaktadır.
Oysa uzak doğu halklarında bu olumsuz intibaların hiçbirisine rastlamadım-izlemedim.
Buranın insanları daha bir güler yüzlü, daha insancıl, daha saygılı, daha edilgen ve daha yumuşak yüzlerle gülümseyerek içinizi ısıtıyor.
En modern Avrupa şehrinde bile güvenlik kaygım olmuştur, ama bu algı uzak doğuda hiç olmadı, böyle bir kaygı hiç aklıma bile gelmedi.
O halde bu bölgenin insanları halen daha orijinal mod’da ve tat’ta durmaya devam ediyorlar.
Bunu da o kronikleşmiş robotumsu düzenden çıkıp tatil için gelen Avrupalı-ABD’li turistlerden daha iyi anlıyorum.
Çünkü onlar buralara gelince yeniden doğmuş gibi davranıyorlar.
Rahat davranmanın, samimi bir yüz ifadesinin, sıcak iklimin, çıkarsız insan olmanın tadına varıyorlar.
Her şeyin para etmediği, ücretsiz ihtiyaç malzemeleri edinebilmenin huzuruna varıyorlar.
“ÖZGÜRLÜĞÜN” Ne hoş bir şey olduğunu bu tür yerlere geldiklerinde görüyorlar-yaşıyorlar.
Belki de bu yüzden bu tür yerlere dışarıdan yerleşen milletler olarak hep Avrupa-ABD’liler önde geliyor.
Çünkü gelişmiş ülkelere göre bu tür yerlerde hayat daha yavaş ve sakin seyrediyor.
Telaş etmeden ve yarın kaygısı olmadan yürüyor.
Günübirlik yaşayan insanlar biriktirme ve daha çok “şey” sahibi olma cihetine girmiyor.
Tayland’da Çingene mahallesini ziyaret etmiştim, orada sokaklarda 50 metrekare civarında yerden 1 metre yüksekliğinde ahşaptan oturma yerleri yapmışlar.
İşbu serdivanlarda insanlar buluşuyorlar, oturup sohbet ediyorlar. Öğle vakti ise siesta yapıp tüm endişe ve kaygıları başlarından atıyorlar.
Daha da olmadı, hemen arkalarında olan denize eski model kürekli kayıklarını sürüp vira ediyorlar ve akşam için birkaç balık bulup geliyorlar.
Yüzlerdeki o mutlu tebessümü gören modern insanlık; “eyvah! Biz nerede hata yaptık!” sorusuyla baş başa kalıveriyorlar.

 

Yorum Bölümü