Romanya

Macaristan topraklarını bitirip, sınır kapısından geçtiğimiz Romanya’nın yapısı hemen fark etmeye başlamıştı.
Zira bakımsızlık ve sefalet ayyuka çıkmış bir halde bekleşiyordu.
Niyetim, hiçbir yere uğramadan Başkent Bükreş’e varıp bir otele yerleşmek olacaktı.
Tabi bu çokta kolay değildi.
Zira Transilvanya dağlarının, derin yar’larından, keskin virajlarından, yüksek uçurumlarından ve daracık yollarından geçmek zorunda kalmıştım.
Her şeye rağmen muhteşem manzaranın tadını çıkartmayı da bildim.
Aslında bir saat daha farklı bir yöne gitseydim, Kazıklı Voyvoda’nın (Kont Drakula, Rumence lll.Vlad) sarayını gezebilirdim, ama gitmedim.
Bence makbul bir adam değildi 
Ertesi günü dolaştığım şehirde çok değilse de, hatırı sayılır derecede tarihi eser vardı.
Parlamento sarayını çok görkemli yapmışlar ve hemen yakınında da handiyse, uçsuz bucaksız yeşil bir park vardı.
Carol adını verdikleri bu parkta semboller, heykeller, anıtlar, tekne turu atılabilecek büyükçe göller, dev ağaçlar, uzunca yürüyüş yolları ve daha birçok eğlencelik şeyler vardı.
Bu şehirde çok sayıda Türk işadamı ve Türk öğrenci vardı.
Başkenti dolaştıktan sonra Köstence’ye doğru yöneldim.
Türklerin de yoğun bir şekilde yaşadığı Köstence önemli bir liman kenti.
Avrupa’nın taşımacılığını ve Karadeniz’e bağlantısını sağlayan bu şehrin limanı, dünyanın en önemli limanlarındanmış. Derinliği ve yük indirme-bindirme kapasitesi oldukça iyiymiş.
Tuna nehrinin Karadeniz’e döküldüğü bu şehrin ekstra özelliği de, nehir taşımacılığı için alt yapısının olmasıydı. Öyle ki, yer yer koydukları kapaklar sayesinde, nehrin içinde gemi varken alçaltıyorlar ve gerektiğinde suyu yükseltiyorlardı.
Bu önemi sayesinde Romanya, Avrupa için vazgeçilmez bir ülke oluyor.
Osmanlı egemenliğinde kalan bu toprakların önemini ecdadımız da biliyor olmalı ki, tam 490 yıl bizimdi.
Genel olarak, gezdiğim bunca ülke içerisinde en çok Romanya’da tedirgin oldum.
İnsanların davranışları, bakışları bana hiç güven vermedi.
Biraz Çingenelik, biraz asalaklık ve biraz da sarhoşluktan olsa gerekir.
Bu durum da onları, Avrupa’nın en az üreten milleti yapıyor (verimsizlikte Bulgaristan ikinci sırada).
Oysa Romanya’da Petrol dâhil, birçok maden cevheri çıkartılabiliyormuş.
Topraklarının %90’ı tarım yapmaya çok uygunmuş.
Ne yazık ki bunları yapacak iradeleri de yok.
Aynı zamanda Avrupa’nın en az uzun ömrü olan bir millete sahipler (ortalama ömür, 72).
Endüstrinin çok az seviyede olduğu Romanya’da (%8) tarım, %80’lik bir paya sahip (tabi tarım halen daha atlarla, eşeklerle yapılıyor).
5 asır Osmanlıda kaldığı halde şu anda burada çok az bir Türk nüfus var.
Birinci sırayı %90’la Rumenler, %7’lik kısmını da Macar kökenliler alıyor.
Romanya devleti dinsiz bir devlettir (Laik!).
Yine de halkın %88’i Ortodoks Hıristiyanlarından oluşuyor.
Bana göre bu kadar verimli topraklara sahip ve bu kadar stratejik önemi olan bu ülke, asla olması gerektiği yerde değil.

 

 

Yorum Bölümü