Makamlar Ve İnsanlar

MAKAMLAR VE İNSANLAR
Eğitim görerek, kendini geliştirerek ve çok çalışarak elde edilen makamlar hiç kuşkusuz her âdemoğlunun özleminde vardır.
Söz konusu makama gelininceye kadar olan süreçte yapılmayan fedakârlık, verilmeyen taviz, edilmeyen taahhüt kalmamıştır.
Öyle anlar olmuştur ki birçok sevimsiz eller öpülmüş, hatırlı telefonlar devreye girmiş ve torpillenmek adına birçok kapı aşındırılmıştır.
En nihayetinde gerek işçi, gerek memur, gerek amir ve gerekse seçilmiş olup iyi kötü bir makama erişilmiştir.
Artık en mutlu andır. Bundan sonra insanlara hep hizmet vardır.
Sorunlarla boğuşacak ve gerektiğinde sisteme müspet manada müdahale etmeyi dahi hayal edecektir.
Heyhat! Birkaç zaman sonra bir rehavet çöker söz konusu oğul âdeme.
Nasılsa ulaştığı makam artık onundur ve artık çokta çaba göstermesini isteyen yoktur.
Belki bulunduğu yerde ve ortamlarda yerinde gözü olanlar olacaksa bile, yetkisi ile nasıl berhava edeceğini biliyordur.
Gelinen şartlar ve yapılan fedakârlıklar unutulmuş olup dünyayı ben yarattım haleti ruhiyesine teslim olmuştur vicdanlar.
En alt tabadakiler gelen vatandaşın gülümseyerek yüzüne bakmak yerine sorunun cevabını ancak kerpetenle alabilir olursunuz.
Öyle bir tavır takınılır ki kendileri bir hata yapmışlarsa bile buna çözüm aramak yerine maddi – manevi bir bedelle yeniden işlem yapmasını büyük bir pişkinlikle istemeye başlarlar.
Eğer siz görevini talep eden ciddi ve yasalardan haberi olan bir vatandaş iseniz o zaman biraz daha dikkat verirler.
Bir üsttekiler ise amiri, başkanı, siyasisi velhasıl kelam üst düzey yetkililerin durumu da benzerlik göstermeye başlar. Öncelikle hesap verecekleri kimse olmadığı için mesaileri aksatmakla başlarlar savsaklamaya.
O tip yetkilileri yerinde bulabilirseniz bile icat edilmiş olan özel kalem den geçemezsiniz bu kez.
Varsayalım geçtiniz.
Huzuru makama vardığınız da ise el pençe divan duracak ceket yakaları iliklenecek ve mümkünse montla gitmeyeceksinizdir.
Zaten bin bir zorlukla ulaştığınız makam da yegâne sahibinin karşısında meramınızı anlatacak dermanınız kalmamıştır artık.
Titrek ve silik bir şekilde derdinizi anlatırsınız.
Genelde bir başka alt birime sallanmakla hallolan meseleler bazen de fırçalanarak ve hor görülerek halledilir.
Kerametin makam da değil de zatında zanneder insanlar.
Her nasılsa hiç kimse de en alt düzeyden en üst düzeye kadar yanlışlıklar ve şık olmayan davranışlar karşısında seslerini çıkartıp uyarmaya korkmuşlardır.
Derken zaman gelir ve makam terke duçar olur.
Ya görevden alınarak, ya seçilemeyerek, ya başka bir yere tayin edilerek, ya da emekli olunarak “bensiz” olmaz denilen makamlar terki diyar edilir.
Artık boştalardır.
Kendilerine siper olacak mevki ve makam kalmamıştır.
Kurtlar sofrasına yani herkesin kendi ayakları üzerinde ayakta durabileceği sivil dünyaya dönüş olmuştur.
El pençe divan durulanlar, selamını alacak insanlar bulamamaya başlamışlardır. Etraflarında pervane olanlar artık onları görmezden gelmeye başlamıştır.
Yalnızlık çekilmez hale gelir.
Ve artık anlaşılmıştır ki, mevki ve makam gelip geçicidir.
Kalıcı olan vicdan sahibi ve insan olabilmektir.
Ama ne yazık ki artık çok geçtir…

Not; Dostlar, çok yoruldum. Biraz dinlenmek istiyorum. İzniniz olursa bir müddet yazılarıma ara veriyorum.

 

Yorum Bölümü