Kudüs

 

İsrail, Filistin ve Kudüs, üçü de küçük bir kara parçasında yer alıyor.
Fakat her üç bölüm-bölge arasında o kadar büyük farklar var ki, her biri için ayrı bir çalışma yapmak zorunda kaldım.
Düşünsenize; bir tarafta Arapça ve Müslümanlık söz konusu, 10 metre ötenizde İbranice ve Musevilik.
Bir taraf zengin insanlar, bakımlı sokaklar ve yemyeşil parklar, 10 metre gerinizde ise bakımsız, köhne, viran, fukaralıkla bezenmiş diğer mahaller.
Bir tarafta dünyanın en ölümcül ateşli silahlarına sahip işgalci çeteler (İsrail Polisi ve Askeri), bir tarafta elinde kuş sapan’ı olan, alamadıkları için ağzı süt bile kokmayan çocuklar.
Üç ayrı bölümün sonuncusunu Kudüs ile bitiriyorum.

Önce Kudüs’e girmeyi başarmalıyız!
Kudüs şehrine girişlerde bir yığın kontrollerden sonra ana merkeze girmek için de epeyce mevzuatı geçmeniz gerekiyor. Hani deniyor ya, Kudüs’te Müslümanların tarafı, Yahudilerin tarafı…
Öyle bir şey yok! Hepsi Yahudilerin tarafı olmuş.
Sadece Mescidi Aksaya girmiyorlar o da tüm kapılarında zaten nöbet tutuyorlar.
Sizin camilerinizi, topraklarınızı, evlerinizi, şehirlerinizi sizden almıyorlar gibi görünüyorsa da o eve girmenize onlar izin verecek-veya vermeyecektir.
İnsanın ağrına da bu gidiyor! Kendi yerime senden izin almadan giremiyorum!
Cuma namazı kılmak için mescidi aksaya giderken çok daha gerilerde arabadan inecek ve yürüyerek devam edeceksiniz.
Bu en az iki kilometre bir yoldur, üstelik rampa bir yoldur! Yaşlıysanız-hastaysanız zaten gitme şansınız yok demektir.
En az 5 kontrol noktasından geçtim, her birisinde ayrı bir mevzuat var.
Yine her kapıda onlarca İsrail askeri-polisi haydutluk ediyorlar.
Birinci kural; 45 yaşın altında olmamanız gerekiyor! Neden? Çünkü gösteri yapabilir ve Yahudileri üzebilirsiniz!
Gerisin geriye dönmeniz gerekiyor. Hak arayamazsınız çünkü her yerde haramiler var.
Allahtan benim yaşım kurtarıyordu da (tam 45) girebildim.
Altın kaplı Kubbetüssahra’yı temaşa ettim önce. Sonra Mescidi Aksa’yı izledim bir süre.
Mervan camisinin mimarisine hayran kaldım.
Burak mescidine… Muallâk taşına… Ve daha nice güzelliklere daldım…
Tam karşımda zeytin dağı vardı orayı seyrettim bir zaman.
Dünyanın başka bir yerinde böylesine iç içe girmiş, böylesine bütün dinlerin birinci derecede kutsal mekânlarını barındıran, böylesine farklı ırktan-milliyetten insanların bir arada yaşadığı bir bölge daha var mıdır?
Kudüs’ün kapsama alanına girdiğiniz anda sizin ruhunuz-maneviyatınız, bedeninizin önünde yürümeye başlıyor.
Ve artık siz, sizi yönlendiren maneviyatın rehberliğinde adımlarınızı düzenliyorsunuz.
Biliyorsunuz ki mekânları mübarek yapan aynı zamanda insanların orada bulunan şeylere İman etmeleridir.
Hz. Musa diyarı, Hz, İsa’nın doğduğu ve göğe kaldırıldığı yerler, Hz. Muhammed’in Miraca çıktığı mekân, Müslümanların ilk kıblesi… Ve daha niceleri bu topraklar üzerinde bulunuyor.
Kutsal mekânların bulunduğu yer yaklaşık 4 kilometre uzunluğunda ve 4 kilometre genişliğinde bir kare içerisindeler.
Toplamda 16 kilometre uzunlukta ve en az 6 metre yükseklikteki bu surları Kanuni Sultan Süleyman yaptırmış.
Allah ondan razı olsun. O kadar masraflı olduğu belli ki, surları oluşturan devasa taşların taşınması bile bambaşka bir çile olsa gerektir. Ecdadımız sur içinde kalan tüm tabanı yaklaşık 1 metrekare genişliğinde parke taşı yapmış. Hiç kimsenin ayağına su, çamur, toz değmiyor. Yağmur yağdığında taş arasındaki boşluklardan tahliye oluyor.
Yeri gelmişken belirtmeliyim; geçmişte Osmanlı İmparatorluğu bu mübarek yerlere hizmet ediyordu, şimdi ise sıklıkla şahit oluyorum ki TİKA aynı hizmetleri sürdürüyor.
Dünyanın başka yerlerinde de gördüğüm bu hizmetlerinin daha fazlasını tüm Filistin coğrafyasının önemli noktalarında yapmaya devam ediyorlar. TİKA’yı ayrıca tebrik ediyorum.
Osmanlıdan mevzu etmişken yine belirtmeliyim ki; burada İstanbul ve Bursa’dan daha fazla Osmanlı izleri görüyorum.
Ecdadımız gerek maddi-mekânsal olarak gerekse gönüller fethederek çok fazla izler bırakmışlar.
Kudüs şehrinde dolaşırken her yerin vızır vızır turist kaynadığına şahit oluyorsunuz.
Öyle ya, Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın kutsal mekânları bu şehirde.
İsrail’e para kazandırdıkları halde askerler turistlere asla iyi davranmıyorlar. En canlı örneği şu oldu; zeytin dağının eteklerinde Ortodoks Kilisesi vardı, onun da hemen ötesinde (30 metre) anayol ve üzerinde de üst geçit vardı.
İşte bu kadarcık mesafede olan üst geçitte İsrail haydutları (askerleri) tüfeklerine doldur boşalt yaptırıyorlardı.
Askere gidenleriniz bilir, nöbet devir teslimlerinde silahın kontrolü için önce hazne boşaltılır sonra da mermi varsa patlasın diye tetik düşürülür. Buna doldur boşalt denilir. Yani burnunuzun dibinde ve tepenizde eşkıyalar tüfekçilik oynuyorlar. Allah korusun, mermi varsa tepenizde kurşunlar uçuşacak demektir.
Her şey bir yana bu saygısızlığın-edepsizliğin dik alasıdır ki tam anlamıyla terbiyesizliktir-görgüsüzlüktür.
Hazır yeri gelmişken; Hıristiyanları da anlamakta zorluk çekiyorum doğrusu! Tamam, biz Müslümanlara zulmediyorlar ama bu kutsal mekânlar aynı zamanda sizlerin de… Siz neden sahip çıkmıyorsunuz? Hadi bundan geçtik niye az bir şey de olsa tepki koymuyorsunuz? Ulan hadi bunu da geçtim, niye bu kadar cansiperane destekliyorsunuz ya hu?
Ben bu sorunun cevabını biliyorum tabi; İslâm’a, özellikle Müslüman Türklere gıcık kapıyorsunuz, bizi daha büyük düşman biliyorsunuz da o yüzden. İsrailliler size daha az düşman görünüyor değil mi?
Kudüs yüzlerce yıldır cazibe merkezi olmuştur-olmaya da devam edecektir!
Çünkü burada Musevilik için çok önemli yerler vardır, Hıristiyanlık için çok önemli kabirler-kiliseler vardır ve biz Müslümanlar için çok daha önemli şeyler vardır.
Elbette bütün din sahipleri için burası önemlidir ANCAK; Her önemlilik bir hiyerarşik sıraya bağlanmıştır.
İlk kitabi din Musa a.s. eliyle gelen Musevilikti ve o dönemde Kudüs dinin başkentiydi. Sonra Tevrat tahrif edildi-bozuldu-yozlaştırıldı ardından yeni din İsa a.s. eliyle Hıristiyanlık geldi. Yine bu mübarek yerler insanlığın ve dinin başkenti oldu. Çünkü bayrağı Hıristiyanlar almıştı.
Son olarak ise Hıristiyanlığın da yozlaştırılması-şirke düşülmesi-üç tanrı inancı ve kitabın tahrif edilmesiyle H.z. Muhammed aracılığıyla İslâm dini geldi. Dolayısıyla Kudüs Müslümanlar için önemli bir şehir olmuş oldu.
Hz. Ömer burayı bu anlayışla fethetti. Sonra Osmanlı halife olduğu için buranın idaresini alarak İslâm olarak devam ettirdi. Son 100 yıldır ise bu düzen bozuldu-bozdular.
Sıralamanın bozulması, tekrar en başa (Musevilere) dönülmesi fizik kanunlarını da zorlamaktadır.
Hiç kuşkusuz Fiziği icat eden yegâne yaratıcı, bu anormalliğe-zalimliğe-düzensizliğe-düşmanlığa-fitneye-fesada-hırsızlığa-arsızlığa “DUR” diyecektir.
Ve o da çok yakındır…

 

Yorum Bölümü