İsviçre

Bu ülkenin çok fazla özellikleri var.
Yazmaya tatlı başlayacaksak, dünyanın en iyi çikolatalarını yapıyorlar diyebiliriz.
Dünyanın en iyi saatlerini de yine İsviçreliler yapar.
Dünyanın en gelişmiş bankacılık ve sigortacılığı yine bu ülkede yapılır.
(Hizmet sektöründe %62’lik bir paya sahiptir ki, bu da bankacılıkta dünyada bir numara olduğunu gösterir.)
Etrafındaki ülkeler yüzlerce yırdır sorunlarla-savaşlarla boğuşsa da, 450 yıldır askeri tarafsızlığını korumuş olan İsviçre, diğer ülkelere güven vermeye devam ediyor.
Ulaşım alanında ise adeta uçmuşlar.
Ben şimdiye dek geçtiğim tüm tünelleri ucuca eklesem, İsviçre’de geçtiğim tüneller, viyadükler kadar etmez.
Herhalde bu ülkede üstü açık yollar, tünellerden daha az mesafelere sahip olmalı.
Sadece birisi (Zürih’e giderken) 27 kilometreydi.
(Bunun haricinde de, 2017’de bitmesi planlanan 57 kilometrelik tünel çalışması halen daha devam ediyor.)
Devasa Alp dağları kevgir gibi delinmiş ve ulaşım hep dağların altından verilmiş.
Bu ülkede sarp yamaçlarda bulunan taşlar yontulmuş, üzerine otoyollar kondurulmuş.
Bu zorlu şartlara rağmen gelişmiş bir ülke olarak varlığını sürdürmesi, bizim gibi ülkelerin tembelliğine yorulası bir durumdur da.
Coğrafya olarak, ülkenin %70’i dağlıktır (Alpler).
Bu durum aynı zamanda Avrupa kıtasının en dağlık ülkesi olduğunu da gösterir.
Aynı dağların da %25’i ormandır.
Bunun haricinde bol göllere de sahiptir. Örneğin Zürih gölü çok büyük bir göldür.
İsviçrelilerin denizle bağlantısı olmadığı için bu gölü deniz niyetine kullanıyor olmaları hoşuma gitmişti.
İnsanlar etrafında (çimlerde de olsa,) şezlonglarında güneşleniyor ve deniz niyetine de bu gölde yüzüyorlardı.
Gölün üzerinde her saat başı seyahat etmek için hareket eden tekneye bindim.
Kahvemi içerek Zürih’e göl üzerinden nazar ettim.
Kamusal kurallara harfiyen uyan İsviçreliler, insan adına ne gerekiyorsa yapmışlar.
Bunu, hiçbir eksiği olmayan alt-üst yapılardan anlamak mümkün.
Sıcak bir havası var ve tarım-hayvancılık da hatırı sayılı derecede yapılıyor.
Ülkeye ağırlıklı olarak Almanca hâkim (%65), sırasıyla Fransızca (%18) ve İtalyanca (%10) geliyor.
Bu da Alman ekolünün ağır bastığını göstermeye yetiyor.
Yol boylarında ve çoğu bahçelerde bolca meyve ağaçları vardı.
Dileyen bu ağaca çıkıp, istediği kadar meyveyi ücretsiz yiyebiliyor.
Eğer bir pakete koyup götürecekse de, bunun için yine ağacın dibinde bulunan bir kutucuğa dilediği miktarda bedelini bırakıyor (ben ağaçtan yedim ).
Tarihi Zürih şehrini gezdikten sonra Almanya tarafına doğru yöneldim.
Bu şehre yakın Rheinfall adlı şelaleyi ziyaret ettim.
Tüm Avrupa’nın en büyük şelalesi olan bu nehir, çok korkutucuydu doğrusu.
Suların yaklaşık 25 metre yükseklikten düşüşünden çıkan sesi, iki kişinin aralarında yapacakları konuşmasını duyamayacak kadar fazlaydı.
Şelalenin dibinde olan küçük gölde ise, turist tekneleri vardı.
Mümkün olduğunca şelaleye yanaşıp ziyaretler yaptırılıyordu.
Ülkede gezilecek o kadar çok yer var ki, Alplerden bu şelaleye kadar onlarca turistik nokta saymak mümkün. Herhalde her yıl 13 milyon turist, bu ülkeyi boşuna ziyaret etmiyordur.

 

 

Yorum Bölümü