Hindistan

 

Hindistan

Dünya’nın en çok nüfusuna sahip ikinci ülke olan (yaklaşık 1,4 milyar),

Dünya’nın en kalabalık Müslüman’a sahip üçüncü ülkesi 160 milyon (birinci Endonezya, ikinci ise Pakistan’dır),

Dünya’da en çok taraftarı olan İslâm dini ve Hıristiyanlık’tan sonra Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizm adlı yaygın dinlere de ev sahipliği yapan Hindistan’a gittim.

48 yaşındayım ve bunca yıldır yediğim acı ve baharat soslarının toplamını bu 10 günlük gezide bir seferde yemişimdir.

Adamlar “acı” sos’u o kadar abartmışlar ki; fena halde yakan yeşilbiberden bile “reçel” yapmışlar.

Yine o kadar abartmışlar ki meyveye karabiber atıyorlar! Tadına bakayım dedim, beynimin devreleri karıştı.

Çünkü damağım nasıl bir tat algılayacağına karar veremedi ve öylece tarafsız olarak kalıverdi J

Kadınlar, erkekler, çocuklar rengârenk elbiselerle geziyorlar. Kınalar, hızmalar, alnına iki gözün arasına konan “bindi”ler ve daha nice süslemeler… Egzotik bir ülke olan Hindistan’da her birey kendi dünyasında yaşıyor.

O kadar ki birçok yerde Afyon-Haşhaş kullanımı yasal iken birçok yerde de büyük baş hayvan kesimi yasak olabiliyor. Hatta abartıp evlerinde büyükbaş hayvan etinin bulunması bile 5 yıl hapisle cezalandırılabiliyor. İlave not; Hindularla Müslümanlar arasında bu inek yüzünden zaman-zaman sert kavgalar çıkıyor. Müslümanlar Kurbanda inek-dana kesiyorlar fakat beri yandan Hindular; “bizim kutsallarımızı hiçe sayıyorsunuz” diye feveran ediyorlar.

Sizin de duyduğunuz gibi İnekler oldukça kutsal. Tabi bu İneğe tapma, ineği tanrı yapma anlamında değil, sadece kutsal olduğuna inandıkları için öyle. O yüzden sokaklarda inekler özgürce dolaşıyor. Kimse onlara öte git-beri gel-möö falan demiyor-diyemiyor J

Yine sokaklarda büyükbaşların yanı sıra bolca domuz, keçi, maymun ve köpeklerde özgürce dolaşmaktadır. Bunların beslenmesine gelince; Hindistan’da ağaçlar da kutsal kabul edildiği için, o ağacın diplerine yiyecek bırakıyorlar.

Büyük bir kısmı sebze-ot türü bu yiyecekleri o özgür hayvanlar rahatlıkla yiyebiliyor.

Ganj nehrinde naaşın yakılmasından önce süslenen kasımpatı çiçeklerini bile inekler gelip yiyebiliyorlar.

Ganj nehri demişken oradan da bahsedelim; Hindular için kutsal olan bu nehrin Varanasi şehri bölümünde her akşam tanrı Şiva’yı uyutuyorlar. Bunu bolca Çan sesi, İçinde Ateş Yanan Kandiller, Kutsal Metinler, Def’ler eşliğinde müzik ayinleri seslendirerek yapıyorlar. Aynı tanrı sabahları da uyandırılıyor ama bu kez kişiler şahsen uyandırıyor. Komple bir çalışma-ayin yok. Ganj nehrine gelip ibadet yapan ve o sularda yıkananların “Hacı” olduğuna inanılıyor.

Aynı bölgede bolca ölü yakma merasimleri yapılmaktadır. Söz konusu mıntıka kutsal olduğu için burada yakılan ölülerin külleri Ganj nehrine bırakılıyor. Ölen insanın direk cennete gideceği varsayılıyor. E tabi bazen de cesetler tam yanamadan nehre düştüğü de oluyor. Turistler de nehrin üzerinde gezerken yarı yanmış cesetlerle karşılaşabiliyorlar. İşte tam bu anlarda ölü-kül-yarı yanmış ceset, kolibasili türünden envai çeşit mikrop olan nehirden mübâreklenmek için yıkananları, bu noktadan su içenleri, bu suyun kutsal olduğuna inanıp damacana türü kaplarla gittikleri yere götürmelerine de hayretler ve ibretler içinde şahit olabiliyorsunuz.

Putperestlik, Ateşperestlik, Sapkın Din anlayışları o kadar had safhada ki; sanırsınız Milattan Önce 100 bininci yıllardayız. İnsanlık daha yeni-yeni şekilleniyor!

Oysa 21. Yüzyıldayız, herkesin elinde akıllı telefonlar ve türünde bilgisayarların olduğu, bilgiye ve görgüye bu kadar kolay ulaşılabildiği halde nasıl kör-kütük cahil kalınabilir anlamak mümkün değil.

Bu arada o taraflara gitmedikleri halde bizim Yoga severlere de bir mesajım olsun; “Yoga”nın doğduğu ve uygulandığı bu topraklarda öyle sizin bildiğiniz-beklediğiniz-zannettiğiniz gibi bir durum yok. Öyle olsaydı onlar önce kendilerini kurtarırlardı. Sizin aradığınız “İç Huzura”; Dürüst-Faydalı insan olmak ve Din’i doğru yaşamakla ulaşılıyor. Öyle boşu boşuna “omm” falan çekmeyin. Zira sonuçta sizi hayal kırıklığı bekliyor olacak ve bunun da telafisi olmayacaktır.

Sokaklarda çok insan var. Her taraf satıcılarla, kimsesizlerle, evsiz insanlarla dolu. Eline bir bisiklet geçiren hamallık yapmaya çalışıyor. Bir boncuk bulan tezgâh açıyor, bir parça ekmek bulan insanlara yiyecek satmaya uğraşıyor. Bunun nedenleri; kötü gelir dağılımından dolayı mesken sahibi olamamaları, inançları gereği Dünya malına önem verilmemesi, sıcak iklim vb…

Neden Dünya’ya önem vermiyorlar konusunu irdeleyecek olursak; Hint uygarlığını kuran Aryalılar kast sistemini uygulamışlar. Bu sistem 1975 yılına kadar yüzlerce yıl devam etmiş. Bu sınıflara göz atacak olursak; Brahmanlar (Din adamları), Kshatriyalar (Prensler ve Üst düzey bürokratlar), Vaişyalar (Tüccarlar ve toprak sahipleri), Şudralar (İşçiler ve köleler). Bir de Paryalar sınıfı var ki bunlar bu sisteme hiç girmiyorlar, “yok” hükmündeler.

İşte tüm bu “Kast” mensupları Reenkarnasyona inanıyorlar. Yani şöyle; birisi ölecek, sonra yeniden dünyaya gelecek. Tabi bu geliş öldüğü sınıfın bir üst kast’ı olacak. Derken en tepeye gelinceye kadar ölecek-gelecek… sonra da ver elini cennet… J

Oysa durum aslında şudur; bu kast sistemini bilerek oturtanlar sömürmek için uygulamışlar. Sonrakiler ise günümüze kadar bu uygulamayı çaktırmadan devam etmişler-ediyorlar. Eh alt kast mensupları da zaten cahil insanlar…

O yüzden Hindistan’ın geçmişine bakarsak hep birilerinin egemenliği altında bulunmuşlar. 500’lü yıllara kadar kendileri idare etmişlerse de, bu yıllardan sonra; Babürlülerin, Gaznelilerin, Moğolların, Arapların egemenliği altında kalmıştır. En son 1.750’lerde İngilizler devreye girer ve yaklaşık 200 yıl onların iliğini-kemiğini-kanını emerler-kuruturlar. 1,947 yılında zorla bağımsızlığına kavuşan Hindistan halen daha İngiliz kontrolündedir.

Bu o kadar öyledir ki; çoğu ticareti İngilizlerle yapmak zorundadır, trafik İngiliz kurallarına göre (sağdan) devam etmektedir, İngilizce Resmi ikinci dildir, Hindistan hainleri-üst düzey hırsızları halen daha İngiltere’de yaşamaya oraya yerleşmeye çalışmaya devam etmektedir-tabi giderken de yoksul ülkenin değerlerini çalıp götürmek suretiyle…

Halkın ne kadar cahil ve akıllıların ne kadar düşüncesiz olduğunu şöyle özetleyeyim; seçilen hükümetin en önemli iki gündemi; sokaklara umumi tuvaletler yapmak, yolsuzluklarla mücadele etmek… İnşallah başarırlar.

Her şey bir yana; sırf dünyanın 7 harikasından birisi olan “İslâm” eseri “TAÇ MAHAL”İ görmek için bile Hindistan’a gidilmelidir.

O kadar muhteşem ve büyüleyici bir eser ki, Hindistan’ın olumsuz olan kısmını bir çırpıda silip atıyor. Geriye bu mükemmel eseri yapanlara-bırakanlara-şimdiye dek koruyan Hintlilere minnet duymaya başlıyorsunuz…

 

Yorum Bölümü