Ekvador

 

Ekvador
Hani bizim 5’i birlik diye altın takımız var ya, işte Ekvador da Allah tarafından 5’i bi yerde bir ülke olarak yaratılmış.
Petrol var, Altın madenleri var, yılda aynı mahsulü üç defa hasat edebileceğiniz toprakları ve coğrafyası var, envai çeşit meyvesi var, billur ırmakları var, dünyanın ne kadar çeşitte balık türü varsa hepsine sahip, dünyanın en çok muzunu yetiştiriyor, en kaliteli kakaosunu yetiştiriyor, yine Dünya’nın en çok ve en pahalı yiyeceklerinden olan karidesi en iyi kalitede üretiyorlar ve daha niceleri…
Ama durun! Bir eksikleri var; biz Türkler için olmazsa olmaz’ı “Ekmek”leri yok! İnanın aç kaldım!
Ekmek yerine kızarmış muz getiriyorlar  tabi öyle tatlı falan değil, o muz nasıl bir muz ise, tatsız ve ham bir muz gibi. Ama birkaç gün sonra alıştım ekmekmiş gibi yedim (yapacak bir şey yok! Yersen!  )
Bir de çok pirinç üretmelerine rağmen bizimki gibi şööle tereyağlı bir pilav yapamıyorlar. Adamlara acıdım doğrusu. Her şey var ama pişirmeyi, afiyetle yemeyi bilmiyorlar. Aslında bu pirinci çip (tersten de okunabilir) etme işi sadece Latin Amerika’lılara özgün bir kusur değil, bu durum Çin’den tutunuz da, Kore’ye kadar maalesef böyle. Hem pirincin alâsını üret hem de tadı tuzu ve de tereyağı olmayan hayvan yemi haline getir… Yazık. Kınıyorum!
Neyse… Adamların damak tadı belki de… Bizi ilgilendirmiyor.
Dedik ya, Karides bol, ota, bite karides koyuyorlar. La sevmiyorum daha! Zorlamayın! Bu ürünün sosyetikler tarafından ısrarla aranıyor olması, pahalı da olsa severek bedel ödenmesi lezzetli olduğu anlamına gelmez ki! Çorbada karides, yemekte karides, pilavda zaten karides… Bundan birkaç yıl önce İskandinav ülkelerine gitmiştim, (Finlandiya, Norveç, Danimarka, İsveç). Cruise gemileriyle de yolculuk etmiştik. Mübarek nasılsa Kuzey denizinde balık bol ya, aman Allah’ım, Kahvaltıda da onlarca çeşit balık… İyice bıktırmışlardı. Oysa şöyle zeytin, peynir, domates, yanında da demlenmiş çay… Di mi ya? 
Doğasında her türlü yaban hayatı var. Şehir içleri parklarında bile sürülerle dolaşan İguanalar var. Birçok türde kuş büyük şehirlerin içinde bile dolaşıyor.
Kentleri de oldukça gelişmiş durumda. Özellikle başkent Quito’dan daha kalabalık ve ticari harekete sahip olan Guayaquil’de hayat çok canlı. Çünkü ülkenin en önemli liman kenti ve bizim İstanbul’umuz ayarında. Tarihi yerlere sahip olan bu büyük şehirde bakım, temizlik, çevreyi koruma oldukça gelişmiş durumda. Yine burada çok büyük ölçüde ve bakımlı şehir parkları var. İnsanlar sıcak günlerin akşamlarını buralarda dinlenerek geçiriyorlar.
Ekvador’lular sohbet etmeyi, lafı uzatmayı çok seviyorlar. Bir şey sormaya gör, taa dibinden başlayıp tepeye kadar anlatıyorlar. Ama çok sıcakkanlı ve çok cömert insanlar.
Karayollarında kırmızı ışık yanarken cam silen çocukları biliyorduk fakat burada bir adım ilerdeler. Çünkü onlar ateşle gösteri yaparak, üç top çevirerek, break dans yaparak hüner sergiliyorlar. Sonra da yeşil ışık yanmaya yakın da bahşiş topluyorlar. Yani en direk dilencilik yerine bu daha tercih edilebilir bir durum. Benim yorumum ise; bu türden dilenciliği teşvik bile edebilirim! Çünkü vicdan yaparak değil, bir beceri-sunum yaparak bahşiş istiyorlar. Vermelisiniz! Çünkü ortada bir sanat var, marifet var, beceri var…
Tüm Latin Amerika’da olduğu gibi burada da asayiş maalesef berkemal değil. Çok dikkatli olmalısınız, elinizde cep telefonu, omuzunuzda çanta, hele de süslü takım elbiseli kravatlı dolaşmayacaksınız. Hazır kıta motorize ekiplerle anında dalışa geçiyorlar.
Sokaklarda yatan evsizler, yoksullar bol. Tek şansları; şehrin (Guayaquil) yaz kış sıcak olmasıdır. Bu arada Başkenti Quito olan Ekvador ülkesinin dünyada en yüksek ikinci başkenti özelliğine sahiptir. Orada da ısı 15-20 derece arasında seyrediyor. Ama bunun haricindeki tüm şehirlerde Karadeniz ayarında bir nem hakim. Öyle ki ben oraya Ocak 2017’de gittim ve sivrisineklerin iğnelerinin yüzünden geceleri hiç rahat uyuyamadım.
Trafik sıkışıklığı oldukça fazla. Oysa otoparkları çok yaygın ama yine de yetmiyor demek ki.
Bu Ekvador Ülkesini gezerken özellikle kırsalda insanların gevşekliğini, kendilerini salmalarını, üst baş açık gezmelerini, sakal saç birbirine karışmalarını, her fırsatta hamaklara yatıp tembellik etmelerini görünce aklıma cin gibi bir fikir geldi. Bu türden manzaraları yine Ekvador Kuşağındaki diğer ülkelerde de görmüştüm. Örneğin Endonezya, Tayland, Brezilya Amazon ormanları köyleri vb. gibi… Oralarda özellikle kırsal kesimde insanlar daha çok “Kabile” tarzında ilkel şartlarda yaşamayı tercih etmelerine şahit olmuştum. İşte bu ülkeyi gezerken taşlar yerine tam oturdu şöyle ki; sürekli sıcak, nemli, her fırsatta yağmur yağan ve bu durumun da 12 ay/bir ömür boyu sürdüğü coğrafyadasınız. Nem ve sıcak insana tembellik ve bıkkınlık verir, sakal ve saç tıraşınızı bir gün düzgün yapsanız bile ertesi günü bunu yapasınız gelmez. Yaptınız, bir hafta, bir ay sonra yine yapamazsınız. Elbise giyiyorsunuz yapış yapış, değil günlük saatlik bile değiştirseniz beş dakikada aynı şey oluyor. E o zaman ne oluyor? Vatandaş kendisini salıyor. Akıyor doğaya… Geçiyor yaratıldığı gibi dolanmaya. Bir tek avret mahalli kapalı, gerisi fora. Sal gitsin… Tez’im budur 
Ne kadar nemli ve sıcak olduğunu bir de şöyle izah edeyim; ülkede hiç sera yok! Neden? Çünkü ülke komple doğal sera! Sıcak, bol bulutlu, bol nemli, yaz kış aynı iklim derecesi…

 

Yorum Bölümü