Edep

EDEP
Siyasi partiler 12 Haziran Genel seçimleri için meydanlara inmeye başladılar.
Tabi partilerin güzide başkanları sadece not kâğıtları, kalem, dosya türü aksesuarlarla yetinmiyorlar.
Şimdilerde liderlerimiz gelirken ekstradan kılıç, kalkan, kasatura gibi yaralayıcı ve kalp kırabilecek çekiçler eşliğinde sahne alıyorlar.
Sahne platformu cazgırlarınca bol gürültülü ve patırtılarla konuşmaya başlayan liderler “bir” başlıyorlar.
Sonra da “pir” devam ediyorlar.
Ama ne yazık ki şimdiye kadar “MİR” olan yiğit çıkamadı. (Bekliyoruz! Allahtan ümit kesilmez!)
Bay başkanların bir hışmınan başlayan dalışları, giderek ivme kazanıyor ve artık kontrol edilemez bir hale geliyor.
Sonra ne oluyor?
Bir değil, birçok fil züccaciyeci dükkânına palas pandıras dalmış gibi oluyor.
Gök kubbeye telafisi mümkün olmayan gaflardan na-hoş sedalar bırakıldığı gibi kalıyor.
Hem de geri dönüşümü olmayan kirlilikte.
Öyle cümleler kuruluyor ve savruluyor ki, kelimeler mikrofondan hoparlöre gitmemek için kablolara sarılıyorlar.
Heyhat!
Başkanların sesi bas ve tiz olarak daha güçlü!
Önce hoparlörler sonra da dinleyicilerin kulaklarına kadar intikal süreci tamamlanmış oluyor.
Çoluk çocuğa izletilmemesi gereken sahneler salonlarımıza doluşuveriyor.
Aslında bu söylemler uyarı ile yayınlanmaya başlamalıdır.
“80 yaş ve üzeri…” (Umulur ki dinleyicinin kulağı sağır falan olabilir!)
Aman ne laflar ne laflar…
Biz de zannederdik ki, bu tür sohbetler-atışmalar kenar mahallelerde yine kenarın adamlarınca kendi aralarında sözlere dökülürdü.
Zaman değişti. Bu tür sohbetler artık tepelerde yapılıyor.
Devlet Bahçeli Başbakana; “10 bin milisinle gel, biz de 1.000 bozkurtla çıkarız.
Taksim’den Kasımpaşa’ya kadar arkana bakmadan kaçarsın!
Başbakanın kendisine verdiği cevaptan sonra da; “Sen yanındaki çakalları, benim bozkurtlarımla karıştırma” diyor. (Tabi biz buna halk arasında aleni tehdit diyoruz)
Ben kimin genel başkanından aşağıyım diye düşünmüş olsa gerek Kemal Kılıçdaroğlu da bu tarz konuşmalara kıyısından kenarından değil bodoslama dalıyor ve diyor ki; “İspat edemezsen benim adımı yolsuzlukla anarsan ananı… anan… ana… gerisini söylemeyeyim.”
Israrla da söylemedi zaten.
Eminim ki kılıçdaroğlu anladığımızı söylemek istememiştir.
Ama tiyatrolarda bile sürç-ü lisan ettiysek af-ola diye bir söz vardır.
Üstelik hata yapmaksızın bunu her sahnede söylerler.
Kılıçdaroğlu yanlış anlamlandırılacak bu sözler için özür dileseydi iyiydi. Ama dilemedi.
O yüzden de anlayan anladığıyla kaldı.
CHP’den bir inci de Hurşit Güneşten geldi. Cuma saatinde tören yapılmasını eleştirenlere; Cuma namazını kaza etsinler” diye fetva buyurdu.
Aynı Hurşit amcanın daha önce de bazı güzellemeleri vardı oralara girmeyelim.
Atalarımız çok güzel insanlarmış ki bizlere çok kıymetli sözler bırakmışlar. “Biliyorsan konuş örnek alsınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar”
Yine aynı atalarımız “Papaz yellenirse aziz cemaat ne yapar?” (Bilin soruyu size çay ısmarlayacağım) diye buyurmuşlardır. (Bu ikincisi hakkında dedikodular vardır ama ne kadar doğru bilemiyoruz. Rivayetler böyle söylüyor ama!)
Peki, madem atasözlerine girdik bir cümle daha yazıp kaçalım. (Ve kendimizi bu atmosferden kurtaralım)
Atalarımız; “Edep ya-hu!” demişlerdir.
Edep nedir?
El cevap; Edep, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlâk, hayâ, nezaket, zarafet gibi manalara gelir.
Mesela terbiyeli çocuk, edepli çocuk, kötü söz söylemeyen çocuk…

 

Yorum Bölümü