Can Boğazdan Gelir Köprüleri

CAN BOĞAZDAN GELİR KÖPRÜLERİ
Yakın geçmişe kadar İstanbul’un Anadolu yakasından Avrupa yakasına feribotlarla, vapurlarla ve türü araçlarla ulaşım sağlanabiliyordu.
Türkiye büyüdü ve gelişti.
Bu tür sal’lı, kayıklı, vapurlu türü ulaşımlar artık yeterli gelmemeye başlamıştı.
Yıl 1970.
Ülkenin iki yakasını bir araya getirecek köprünün ayaklarına ilk kazma vurulmaya başladı.
Çevreciler karşı çıktı.
Ekonomik boyutu hariç yerden göğe haklılardı da.
Yapılan köprünün etrafı ve onlara bağlanan karayolları civarları ciddi anlamda çarpık yapılaşmaya boyun eğmek zorunda bırakıldı.
Ve maalesef her geçen yıl artan bu çarpıklık önü alınamayacak bir şekilde devam etti-ediyor.
Yirmi birinci yüzyılda İstanbul şehir trafiğinin keşmekeş olması da beraberinde geldi.
Bu sorunları çözmek için alt-üst geçitler, yeni yan-alt-üst yollar, buraları düzenleyecek ve denetleyecek ekipler, ekipmanlar dolayısıyla her yıl milyonlarca liranın heba edilmesi artık kanıksanır oldu.
Zaman geçti.
Mevcut köprü ulaşım ihtiyacına yetmedi buna cevap vermez oldu.
Az geldi.
Genelde trafik hep tıkalı olduğu için uz gidemedi.
Ne yapmalı?
En kolay, en popüler, en gösterişli yol tercih edildi.
Tarih; 1986
Adı; Fatih Sultan Mehmet köprüsü.
Ne yazık ki iki yanlış her zaman ki gibi bir doğru etmedi.
Edemezdi.
Çünkü fizik kanunları buna muhalifti.
Yukarıda az önce saydığımız bütün olumsuzlukları F.S.M köprüsü de beraberinde getirdi.
Hem de yıldırım hızıyla.
Bir gecede. Adı oldu gece kondu.
Hazine arazileri, ormanlar, baraj ve göl kıyıları gibi doğal yerler bir gecede sahiplerini buluverdi.
Daha doğrusu sahipler, külhanbeyler, modern mafyalar (modernliği jeepten alanlar), idarecilerin torpilli yakınları bu bakir yerlere bir hışmınan uçkurlarını çözerek çömeldiler.
İliklerine kadar emdiler ve devam ediyorlar.
Bunları da kanıksadık. Hatta “aferin adama! Uyanık adammış! İşi takip etti ekmeği kaptı! Türünden takdirlerimize de şayan oldular.
Hadi böylesine zalimce yapılan şeylerin telafisi yıkarak, yok ederek, sil baştan ilk ana dönmek ve dönüştürmek imkânı var.
Ama bir şeyin dönüşü hiçbir zaman olmayacak.
O da motorlu taşıtların egzozlarından çıkan ve dönüşümü olmayan karbondioksit salınımının atmosfere olan olumsuz etkileri.
İnsanların sabah evlerinden dingin çıktıktan sonra o köprüler de girdiği depresyonların sağlıklarına verdiği zararlar.
Boşu boşuna o köprülerin üzerinde zayi olan milyarlarca saatlik işgücü ve enerji kayıpları.
Yaratıcımız atmosferimizi bizlere pir-u pak teslim etmişti.
Ama biz elimizden geleni yaptık, azmettik ve o azimle bırakın mermeri, ozonu bile deldik.
Var olan delik bizlere az geldi, kanamadığımız için üçüncü köprüyü de yapmaya ahdettik.
Bu kitap yazıldığında henüz üçüncü köprüye başlanmamıştı. Ama eli kulağında akşama sabaha başlayacaktır. Araziler, yeşil alanlar tarumar edilecektir.
Eh madem yaptık. Ve eh madem yıkmakta istemiyoruz.
O zaman başka bir çözüm bulmalıyız.
Ben başbakan olsam söz konusu köprülerden trafiği iptal ettirirdim.
Durun durun.
Hemen bıçak gibi kesmezdim tabi.
Önce altından en az o köprülerin trafiğini kaldıracak kapasitelerde tüp geçitler yaptırırdım.
O kadar parayı nereden bulacaksın sorularını duyuyorum?
(Üç milyar dolarcık!)
Nereden bulacağımı söylüyorum; o köprülerin deniz üzerinde olan uzunluğu (iki ayak arası mesafe) 1075+1095= 2170 metre.
Köprünün başlangıcı ile bitişi arasındaki mesafe ise 1560+1510= 3060 metre.
Yani 2170 metre sadece deniz üzerinde, deniz üzerinden arta kalan 890 metre.
(Her iki köprünün toplamları)
Bu köprülerin müsait genişlikleri 39+39= 78 metre.
Her iki köprünün tam ortalarından üç metre yaya için yol bırakalım.
İki köprüde 6 metre düşelim. 78-6=72 metre.
Şimdi 72×2170 (deniz üzerinde) 156.240 metrekare.
Deniz üzeri haricinde ise 890×72=64.080 metrekare yerimiz ortaya çıkmıştır.
Şimdi bu araziye (asmadan hava arazisi) her birisi 300 metrekareden birer restoran ve eğlence yerleri, dinlenme yerleri aklınıza ne geliyorsa onlardan koyalım.
Alın size deniz üzerinde 520 adet işyeri.
Köprü üzerinde girişte (64.080 metrekare) olan yerimize de 213 işyeri daha ilave edin.
Ayakların her burcuna (ki her iki köprüde toplam 8 burç eder) birer hava restoran yerleştirin.
Etimi size toplamda 741 adet nur topu gibi işyeri.
Daha doğrusu öyle manav, nalburiye hırdavat vs. gibi yerler değil, dinlenilebilecek, İstanbul’a yakışır tarzda mimarisi ve tasarımı farklı ortamlardan bahsediyoruz.
Bunun birçok açılımı da var. Çok uluslu şirketler böyle bir yerde ofis bile kurmak isteyeceklerdir.
Çünkü dünyanın hiçbir yerinde, Amerika’nın ünlü caddelerinde bile böylesine fiyakalı yer bulunabilemez.
Geldik köprü girişlerine.
Şimdi her iki köprünün girişlerinde devasa geniş alanlar var.
Bu yerlerde kontrol noktaları, idari binalar, gişeler vs.ler mevcut.
Şimdi bu yerlerin girişlerine konferans salonları, lüks oteller, iş merkezleri gibi yerlere tahsis edelim.
E ne anladık? Yine trafiği yoğunlaştırdın dediğinizi duyar gibiyim!
🙂
Bana güvenin gerisini merak etmeyin.
Her iki taraftan trafik akışı olmayacağı yani karşıya geçiş araçlarla olmayacağı için, söz konusu yerlere sadece gelmesi gereken insanlar gelecek. Çünkü ileriye aracıyla gidemiyor zaten.
Anadolu’daki o yakaya, Avrupa’daki diğer yakaya gelecek.
Ve buralara yani köprünün ilk başlarına kadar tramvay hatları koyabilirsiniz. Trafik sıkışıklığı adına hiçbir sorunla da karşılaşmazsınız.
Dedik ya tüp geçit maliyeti yaklaşık 3 milyar dolar.
Yani iş yeri başına (800 işyeri var sayarak) bir milyon dolar’a kontrat bağlasanız önemli bir kısmını halletmiş olursunuz. (Sadece hava parası! Kira bedeli hariç!)
Üstelik böyle bir yere dünya uluslarının birçok girişimcileri kulak kabartacaktır.
Yabancı sermaye böylesine güzel bir ortamdan işletme sahibi olmak isteyecektir.
Öyle ya, dünyanın gözbebeği bir yer (İstanbul!), fantastik ve büyüleyici bir ortam.
Altınızdan gemiler geçiyor.
Masmavi havanın altından yine masmavi deniz akıyor.
Hava pırıl pırıl tertemiz.
Anadolu ve Avrupa yakası ayaklarınızın altında olup size nefis manzaralar sunuyor.
Tüp geçide yetiştiremediğiniz paranın geri kalanını da, yakmadığınız ve dolayısıyla ödemediğiniz yakıtlarla, delmeyi durduğunuz ozon tabakasıyla kısa vadede becayiş etmiş olursunuz.
Yine de bu rakamlar az kardeşim diyorsanız devamında üçüncü köprüyü, her üç köprünün bir de alt kısımlarını ortaya sererim ki bu kez alacaklı olurum ona göre. Ama neyse ki üçüncü köprü yapılmaya başlamadan durdurabileceğiz.
Köprünün üstünü kullandık altı “atıl” bir şekilde denize bakıp duruyor.
Ne gereği var?
Asma sistemle oraya da daha lüks ve daha nezih ortamlar kurabilirsiniz.
Yine “kardeşim bu kadar yükü bu köprüler nasıl çekecek?” diye sorarsanız (sormasaydınız iyiydi) cevabım şu olacaktır;
Şu anda trafiğin yoğun olduğu zamanlarda köprü en az 700 ton’u sürekli çekiyor.
Avrasya maratonunda yüzlerce yarışmacının köprü üzerinde attığı her adımın bilmem kaç kilo gelen basmalardan doğan yükü hiç saymıyorum bile.
(Neredeyse 3.000 ton!)
Üstelik her ne kadar şu an barış durumunda isek de, savaş durumunu da göz önüne almanız gerekiyor.
Böyle bir durumda da iki adet güdümlü füzenin, iki köprüyü yer ile yeksan edeceği gerçeği gözünüze şimşek gibi çakacak demektir.
Öyle bir durumda ne yapabilirsiniz?
Geçici asma köprü, hem de tahtadan! kurabilir misiniz?
Kuramazsınız.
Hiçte stratejik olmayan bu durumda, ülkemizin can damarı kopmuş ve 70 milyonu barındıran beden kansızlıktan yere yığılmış olacaktır.
İlk yapacağınız şey kayıtsız şartsız ateşkes istemek olacaktır.
Depremi ve olağan üstü rüzgârları saymıyorum bile.
Oysa deniz altında yapacağınız tüp geçit gerek ekonomik, gerek stratejik ve de gerekse çevrecilik açısından sonsuz faydaları beraberinde getirecektir.
Kaynak tamam.
Stratejik kaygılar da bitti.
Şimdi köprülerin bu haliyle bir hayal kuralım;
Trafik sorunu olmayan bir köprü-restorana ailecek gidiyorsunuz.
Pırıl pırıl bir mekânda ve harika bir atmosferde akşam yemeği yiyorsunuz.
Köprü kenarlarından sarmaşık türü birçok rengârenk kokulu çiçekler içinizi açıyor.
Günün bütün stresini daha yürürken atmış oluyorsunuz.
Bütçeniz nasıl olursa olsun size göre restoran mutlaka var.
Çünkü en baştaki restoranlarla burçlarda ki restoranların fiyatları farklı farklı olacaktır.
Siz imkânınıza göre bir restoran seçebilirsiniz.
Yine boğaz manzaralı, yine hoş ortamlar.
Şimdi gidin ve afiyetle zihninizi dinlendirin.

 

Yorum Bölümü