Bir İleri İki Geri

BİR İLERİ İKİ GERİ
Yıllardır yurdum insanı kadavra olarak kullanılmaktadır.
İlk duyulduğunda makul karşılanabilecek nedenlerle bazı yaptırımlar, kararlar ve uygulamalar idareciler tarafından dayatılmıştır, dayatılmaya devam etmektedir.
Evet, yaz ve kış saati uygulamasından bahsediyorum.
Sabah saat 05.00 da güneş doğarken birden bire aynı güneş saat 06.00 da doğuveriyor.
Aynı güneş bir gün önce 17.00 de batıyor ertesi günü ise 16.00 da.
Sabahları işe 08.00 de gidenler yine ertesi günü sabahın (o anki ruh hali!) 07.00 sinde yollara düşüveriyorlar.
Niye böyle yapıyorsunuz?
Cevap şu; yaz saati uygulamasında milyonlarca kilovat elektrik enerjisi tasarrufu elde ediliyor.
Bu da ülkemizin kaynaklarının çar-çur edilmemesini sağlıyor.
Çok güzel.
Kabul ettim.
Peki, bu uygulamada konu mankeni olan halkın psikolojisini hiç düşünüyor musunuz?
Böylesine doğaüstü kararlar alırken halka soruyor musunuz? ya da hiç sormuş muydunuz?
Kocaman bir “hayır”! (Durun! Kocaman hayır şöyleydi; HAYIR!)
En küçük talebesinden en büyük ebeveynine kadar saatlerle oynandığı sürece vücut kimyaları bozuluyor.
İnsanlar kendilerini tam bir düzene sokuyorlar, haydi saatinizi geri-ileri almayı unutmayın.
Vücudun biyolojik saatleri denen bir olgu var dimi ama!
6 ay alıştırıyorsun sonra 7. ayın ilk günü kendi saatinde uyanıyor ama bu kez ya bir saat daha yatakta debelenecek ya da bir saat geç kalmış olmanın kahrıyla cebelleşecektir.
Sonucu ne olursa olsun buna hiç kimsenin hakkı yok.
Her yıl her altı ayda bir televizyonlardan bilgisayarlara kadar, kol saatlerinden cep telefonlarına kadar, oto’muzdaki saatlerden yangın-hırsızlık gibi alarmlarında ki saatlere kadar uğraşmaktan bıktık.
Her birimizin, yine her yıl bu saçmalıklar için en az iki saat işçilik yapması ve bazen de elektronik cihazları kırmamız gerekiyor.
Nasıl kırmayalım ki?
Türk malı elektronik ürünlerimiz yok denecek kadar az. (Hatta yok!)
Dışarıdan, özellikle Çin’den gelen ürünlerle haşır neşiriz.
E onlarda Türklere münhasır cihaz üretmediklerine göre hep İngilizce yazıyor.
Sıradan basit bir masa üstü saatinizi elinize aldığınız da seçeneklerde (seçenek diye bir tuş yok aramayın!) şunlar yazıyor; month, date, day, countdown, temp, mode, snooze, up clock, alarm ve daha nice gâvurca kelimeler.
Şimdi üç seçeneğiniz var; birincisi hızlandırılmış İngilizce kursuna gidecek ve yazılanları böylece söküp saatinizi ayarlayacaksınız, ikincisi ise söz konusu cihazı elinize alıp oynaya oynaya, deneme yanılma metoduyla ayarlayacaksınız. (Şansa çok ihtiyacınız olacak!) Ya da muhtemelen beceremediğiniz için yere vurup kıracaksınız. Böyle bir durumda sorun kadük oluyor zaten.
Kurtuldunuz.
🙂
Ey yüce idareciler; biz bunları hak edecek ne yaptık? Kimin tavuğuna “kışt” dedikte bunları bize reva görüyorsunuz?
Şaka bir yana 70 milyon insanı zapturapt altına almak, onlara makineymiş gibi davranmak ve onları emir komuta zinciriyle hizaya sokmak doğru değil.

Ben başbakan olsam; Derhal yaz-kış saati uygulamalarını kaldırırdım.
Eğer enerji tasarrufu söz konusu ise daha da geliştirerek ve daha da vücut kimyasına uygun hale getirirdim.
Türkiye de doğu bölgemizde Aralık 21 de (en uzun gece) sabah güneş yaklaşık 06.15 de doğuyor.
Aynı gün Edirne ilimiz de güneş yaklaşık 07.30 da doğmaktadır.
Yukarıdakiler kış saati yani doğru olan saatimize göredir.
Yazın durum daha farklı tabi. Haziran 21 de (en uzun gündüz) güneş doğu da 04.33 de doğarken batı da ise 05.20 gibi doğmaktadır.
Bu kısım ise yaz saatimize göre oluyor.
Kış’ın, yani doğru uygulanan saate göre Türkiye’nin ortalarında güneş saat 07.00 civarlarında doğmuş oluyor.
Yazları ise yine Türkiye’nin ortalarında sabah güneşini 06.00 da karşılamış oluyoruz. (Doğru saate göre!)
Madem Türkiye’nin ortasını referans alıp güneşin doğuşunu referans aldık o halde mevsimleri de referans almamız gerekiyor. Öyle ya, mevsimler birden bire en uzun gece ya da en uzun gündüz yaşamıyor.
Bu peridyotik bir şekilde yavaş yavaş oluşan ilahi bir nizam.
Bu da şu anlama gelmektedir, mevsimlerin ortalamalarına göre genelde Türkiye ortalarında güneş sabah saat kışın 06.00 yazın ise 07.00 gibi doğar.
Yani mevsim ortalamasına göre ise 06.30 da ortalama güneş doğmaktadır.
Tabi bu veriler de doğru saate göre oluşmaktadır.
Şu hale bakar mısınız? Bırakın vücut kimyasını, saatleri bile yazmak için ayrı bir üniversite bitirip üstüne bir de tez hazırlamanız gerekiverdi.
Neyse…
Bunları şunun için yazdım; bir daha saatlerle oynamamak üzere sabah mesaisini yılın 12 ayı ve doğru saate göre 06.30 yapardım.
Sabah 05.00 de insanlar uyanır kahvaltılarını yaparlar ve meşgul oldukları alanlara giderler.
Kesinlikle öğle tatillerini en az iki saat olmasını yasayla temin ederdim.
Ve yine öğle tatillerinde en az yarım saat uyumalarını sağlardım.
Bunun için gerekli ortamları zorunlu kılardım.
Gelişmiş ülkelerde bu uygulamaya “siesta” denmektedir.
Taşramızda “çakal uykusu” derler. Büyük şehirlerimizde “şekerleme” diyorlar.
Her ne deniyorsa densin harika sonuçlar veren bir uygulama ve alışkanlıktır bu.
Gelişmiş ülkeler bunun farkına vardığından bunu yaygınlaştırarak devam ettiriyorlar.
Onlar bunu tespit edeli yüz yıl olmamıştır belki ama İslam peygamberi Hz. Muhammed bunu 1.400 yıl önce yapmış ve önermiştir.
Demek ki bu siesta iyi bir şeydir.
Neyse…
Öğleden sonra ise en geç 16.00 da mesailerinin bitmesini sağlardım.
Özel saatlerde çalışmak zorunda olan memurlar, güvenlik güçleri, mesaiye kalan işçiler vs. durumları hariç tabi.
15.00 da mesaisi biten insanlar pırıl pırıl güneşin altında yapması gereken alışverişlerine, ziyaret etmesi gereken dostlarına, eğlenmek için ihtiyacı olan vakitlere kavuşmuş olacaklardır.
Özellikle de aileler kendilerine daha çok vakit ayırabileceklerdir.
Televizyonların başında saçma dizilerler yüzünden kendileri de saçma sapan olmayacaklardır.
Çünkü dışarısı pırıl pırıl güneştir. Mis gibi havada yürümek, bir bahçede çay içmek varken niye öyle saf saf televizyon izlesin ki?
Ertesi güne kafaları daha dingin bedenleri daha rahat edecektir.
Çünkü böyle bir durumda en geç 22.00 de yatılmış olunacaktır.
Alın size tasarrufun dik alası.
Böylesi bir mesai mefhumunun en önemli özelliği ise, yaratıcının insanoğlunun biyolojisini güneş doğmadan önce kalkmasını ve güneş battığı zamanda dinlenmek için evine çekilmesini sağlamak için uyarlamıştır.
Biz faniler, bizleri yaratan Allah’tan daha mı iyi biliyoruz da saatlerle ileri-geri oynuyoruz?
Hakikaten bütün araştırmaların olumlu çıkan sonuçları erken kalkmak ve erken yatmalar üzerinde birleşmiştir.
Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri-insanları mesailerine erken başlamalarıyla ve vaktinde dinlenmeye çekilebilmeleriyle başarılı olmuşlardır. Örneğin Almanya’da mesai çok erken başlamaktadır.
Bu uygulamanın ekonomik olarak tasarrufunu, bedenen ve ruhen sağlıklı bireylerin verimliliğini azıcık hayal eder misiniz?
Hadi bakalım geç oldu doğru yatağa…

 

Yorum Bölümü