Köy Hayatı


Bu satırları okuyanların büyük bir kısmının mutlaka mensup oldukları bir köy, sahip oldukları fındık bahçesi vardır.

Eğer kendilerine ait değilse bile birinci derecede akrabaları sahiptirler.

Sahi kaçımız fındık toplamamışızdır? Ve acaba kaçımız kısa bir süreliğine de olsa köye gidip kalmamıştır?

Hiç kuşkusuz birçok köy ilişikli bölge insanımıza ilk bakışta köye gidip çalışmak özellikle de fındık toplamak zul geliyordur.

Tam sıcakların zirvede olduğu aylarda denizlerde keyif yapmak varken köye gidip fındık toplamak iş midir diye çoğunuz söyleniyordur.

Fındık bahçelerine yapılan diğer hizmetler kısa süreli olduğu için yevmiye usulü ile başkalarına yaptırılabilirken, fındığın hasat ayında mutlaka o bahçede o köyde olmanız gerekmektedir. Fındığı siz toplamasanız bile en azından organizeyi sağlamak ve toplanan mahsulü kontrol altında tutmak zorunda kalırsınız. Fındık toplamaya adam bulunacak, (o aylarda adam bulmak zor olacaktır) sonra o adamlarla bu fındık toplanacak, çuvallarla harmana getirilecek, kurutulacak, patoza verilecek, tekrar kurutulacak, seçilecek… off ki of. Ne çok iş var değil mi?

Fındık bahçesi dolayısıyla bir köye mensup insanlar bir de şöyle düşünsünler;

Acaba böyle bir imkânınız olmasaydı neler hissederdiniz ve o boşlukta neler yapabilirdiniz?

Tamam, siz sıcak aylarda denizden mahrum kalıyorsunuz ama aynı zamanda o aylarda şehrin yarısından fazlası boşaltılmışta olacak.

Ve siz kocaman şehirde yalnız kalacaksınız.

Bir yıl boyunca yaptığınız rutin işlerden bir haftalığına da olsa sıyrılamayacak ve monotonluğa kürek çekmeye devam edeceksiniz. Onlarca insan büyük şehirlerden, Avrupalardan ve daha nice gurbetlerden özellikle bu aylarda akın akın köylerine gelmektedir. Çocukluk arkadaşlarınızı ve hatta birçok yakın akrabalarınızı da ancak bu küçük zaman diliminde sadece ve sadece köyde görebilirsiniz. Çünkü hasat sezonu bitince herkes geldiği yere dönmüş olacaktır.

Yine düşünmeye devam edin; toplayacağınız mahsulün öncelikle maddi bir değeri var ve siz sadece uzanıp elinizle toplayacaksınız. Bahçeye erkenden gidecek mis gibi köyün temiz havasında ve daha az nem eşliğinde birçok işçi ve akrabalarınızla veya arkadaşlarınızla fındık toplayacaksınız. Susadığınızda içtiğiniz su en az zemzem kadar kıymet ifade edecektir. Siz o anda içilen suyun dahi tadını nerede olursanız olun alamazsınız. Öğle saati olunca bahçeye gelen yemeği tertemiz çayır çimen üzerinde yiyeceksiniz. Sürekli fındık topluyor olabilirsiniz. Fakat yine sürekli sohbetler, şakalar yapılabilecek kadar diğer insanlarla birliktesinizdir. Eskilerden tutun da ne olacak bu memleketin haline kadar sohbet etme şansını bulacaksınız.

Evet, fındık doldurulmuş çuvalları taşımak hayli zor. Ama onunda kolayı var. Çuvalları çok doldurmazsanız rahat bir şekilde harman yapacağınız alana taşıması daha da kolaylaşacaktır.

Akşam olmaya başlamıştır. “Paydos” anonsunu yaptıktan sonra herkes evine doğru yol alır. Siz ve yanınızdaki evin halkı döndüğünüzde çuvalları omzunuzdan yere bırakırsınız. Yine aynı çuvalların üzerine yorgunluktan yan olarak uzanıverirsiniz. Mutlaka evde bekleyen birisi olacağından sizin gelme saatinize göre tavşankanı çayı demlemiştir bile.

Harman yerine oturduğunuz fındık çuvallarının hemen yanına taze mis kokulu çay gelmiştir. Şu an siz yorgun ve susuzsunuz. O çay o anda kalp krizi geçiren birisine verilen elektro şok kadar kıymetli gelmez mi?

İlk yudumda bütün yorgunluk gitmiş capcanlı bir bünye geri gelmiştir. Ilık duşun ardından yemekler yenilir. Sonra komşular gelir veya onlara gidilir. Televizyon yok, gazete yok, memleket meselesi vs. derdi yok, her şeyden önce köyde bahçede iken borç ve alacak ta yok.

Şimdi köy ve fındık ile düşündüğünüz olumsuz şeyleri bir kez daha gözden geçirin.

Hangisi daha güzel? Gitmek mi? kalmak mı?

Tamda fındık zamanındayız. Ne dersiniz? Büyük bir keyifle gidelim mi gitmeyelim mi?